blogdemustafa


mustafa aslan’ın aysu erinç’le ilgili yazıları

 

ÇOCUKLUĞUMUN ÖYKÜSÜ  

Çocukluğumun Öyküsü Aysu Erinç’in pek az insanda rastlayabileceğimiz anılar toplamının adı. Anı yazmak biz de pek yaygın olmasa da ara sıra da olsa Aysu Erinç gibileri çıkıyor.  

Çocukluğumun Öyküsü’nün ilginç bir roman tadında bir anı kitabı olduğunu söylemem gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yapıt birkaç ülkede ve dünyanın en kritik günlerinin yaşandığı yılları içeriyor.  

Yapıtta 1917 Devrimine kadar mutlu bir yaşantısı olan varlıklı bir Tatar ailesinin savruluşunu dile getiriyor. Mallarına el konulan ailenin bir bölümü Stalin yönetimince Sibirya’ya sürgüne gönderilirken Aysu Erinç’in anne babası ise İstanbul’da bir süre kaldıktan sonra iş olanağı yakalanılan Almanya’da alırlar soluğu.  

Aysu da Almanya’da doğar. Yapıtta, Almanya ve Almanlar hakkında bilinenlerin dışında bilgiçliğe kaçılmadan söyleşi havası içinde kimi özel bilgiler de verilmiş. Berlinliler içinse yazdıkları dikkate değer. Onları öteki Almanlar’dan ayrı tutmuş.  

“Buralıların başlıca özellikleri arasında peşin hükümsüz bir merak, deneyimlerine dayalı bir şüphecilik ve hayatın gerçeklerini olduğu gibi kabul etmek gibi nitelikler sayılabilir. Esprili ve hazırcevaptırlar.” (s.27)  

NAZİ İKTİDARI  

Bir çocuğun başından geçenden öte bir tanıklık tutanağıdır, Çocukluğumun Öyküsü’nde anlatılanlar.  Hitlerin iktidara adım adım nasıl geldiğini anlatır, II. Paylaşım Savaşı’nın Alman birliklerinin saat 04:45’te Polonya sınırından girmesiyle 1 Eylül 1939 yılında başladığını belirten yazar. Naziler “İş ve ekmek “ sloganıyla binlerce oy kazanırlar. İşçileri kazanmak içinse Neşeden Kuvvet Doğar sloganı altında çok düşük bir ücretle tatil, eğlenme vb. etkinliklerde yararlanması sağlanır.  

“Almanları, Nazilerin kollarına iten en önemli faktör iş ve daha iyi bir hayat bulma standardı bulma umuduydu.  

…  

Örneğin, 42 mark gibi çok düşük bir tutar karşılığında, halk o güne kadar yalnız filmlerde görebildiği, Bremen’den Norveç’e lüks bir gemi seyahati yapabiliyordu. Bu etkinlikler kısa zamanda muhalif işçileri de Nazi rejiminin iyiliği konusunda ikna etti.” (s.31)  

Hitler’in iktidara gelişi ve II. Paylaşım Savaşı’nın en zor günleri. Yasaklamalar, karneli yaşam, karaborsa…  

Hitler yönetimi savaş yıllarında yabancı radyoları dinlemeyi yasaklıyor. Tam bir baskı ve propaganda bombardımanı altındadır insanlar. Yabancı etkisini önlemek için çalışmalar yapılıyor. Üstelik yenilgi üstüne yenilgi almalarına karşın Almanya’da yaşayanlara zafer kazanılmış gibi yansıtılıyordu.  

SAVAŞ FELAKETTİR  

Aysu Erinç aile tarihini yazmanın yanında bir belge de bırakmıştır yarına. II. Paylaşım Savaşı günlerinde sığınak, açlık, kıtlık, bombardıman ve işgal …  İşgalle yaşanan tecavüz ve kıyımlar insanlığın ayıbıdır. Elbette bunlar normal bir dönemde yaşanacak türden şeyler değil. Açlıktan karnına tuğla bastırmak ya da açlığı unutmak için sinemaya gitmek gibi çarpıcı bölümler kitabı ilginç kılan yönlerden sadece birisi.  

“İşgal kuvvetleri de karne ve kupon sistemini uyguluyorlardı ama beş yıllık savaş, yiyecek stoklarını tüketmişti. Biraz da aç kalsın yenilenler! Açlığımızı unutalım diye annem bize para verip sinemaya gönderirdi. Karnına tuğla bastırmaktan iyidir… “ (s.167)  

TÜRKİYE VE İSTANBUL  

Aile savaş günlerini geride bırakıp Türkiye’ye dönüyor. Yazar, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi duruma Tek Parti günlerinden başlayarak DP’nin kuruluşuna, CHP’den  “Çiftçiyi topraklandırma yasası” na karşı çıkan büyük toprak sahiplerinin kopuşuna … da değinmiş. Kimi değerlendirmeler de yapmış. O yıllarda da II. Paylaşım Savaşı’nın etkisi yaşanmaktadır:Karneyle yaşam, kıtlık, karaborsa, muhalifleri sindirme…  Bu arada yeni savaş zenginleri türemiştir.  

“Savaş içindeki ekonomik güçlükler bir “harp zengini” sınıfının ortaya çıkmasına yol açtı. Öncelikle ellerindeki tahıl stoklarının devlete çok yüksek fiyatlarla satarak çok zengin olan bir “hacıağa” sınıfı türedi.” (s.181)  

İstanbul yapıtın son bölümlerinde önemli bir yer tutar. Ağırlık Çamlıca Kız Lisesi ve yazarın arkadaşları olsa da kentle ilgili dönemin yaşantısından tatlar buluyoruz.  

Aysu Erinç’in anılarından oluşan Çocukluğumun Öyküsü adlı yapıt fotoğraflarla desteklenmiş roman tadında okunabilecek türeden. Rusya, Almanya ve Türkiye gibi ülkelerin bir döneminin önemli günlerinin tanıklığını okumak isteyenlere önerilir.  

Aysu Erinç, Çocukluğumun Öyküsü (anı), Everest Yayınları, I.Basım: Nisan 2009-İstanbul




mustafa aslan’ın çocukluğumun öyküsü ile ilgili yazıları

ÇOCUKLUĞUMUN ÖYKÜSÜ Çocukluğumun Öyküsü Aysu Erinç’in pek az insanda rastlayabileceğimiz anılar toplamının adı. Anı yazmak biz de pek yaygın olmasa da ara sıra da olsa Aysu Erinç gibileri çıkıyor. Çocukluğumun Öyküsü’nün ilginç bir roman tadında bir anı kitabı olduğunu söylemem gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yapıt birkaç ülkede ve dünyanın en kritik günlerinin yaşandığı yılları içeriyor. Yapıtta 1917 Devrimine kadar mutlu bir yaşantısı olan varlıklı bir Tatar ailesinin savruluşunu dile getiriyor. Mallarına el konulan ailenin bir bölümü Stalin yönetimince Sibirya’ya sürgüne gönderilirken Aysu Erinç’in anne babası ise İstanbul’da bir süre kaldıktan sonra iş olanağı yakalanılan Almanya’da alırlar soluğu. Aysu da Almanya’da doğar. Yapıtta, Almanya ve Almanlar hakkında bilinenlerin dışında bilgiçliğe kaçılmadan söyleşi havası içinde kimi özel bilgiler de verilmiş. Berlinliler içinse yazdıkları dikkate değer. Onları öteki Almanlar’dan ayrı tutmuş. “Buralıların başlıca özellikleri arasında peşin hükümsüz bir merak, deneyimlerine dayalı bir şüphecilik ve hayatın gerçeklerini olduğu gibi kabul etmek gibi nitelikler sayılabilir. Esprili ve hazırcevaptırlar.” (s.27) NAZİ İKTİDARI Bir çocuğun başından geçenden öte bir tanıklık tutanağıdır, Çocukluğumun Öyküsü’nde anlatılanlar. Hitlerin iktidara adım adım nasıl geldiğini anlatır, II. Paylaşım Savaşı’nın Alman birliklerinin saat 04:45’te Polonya sınırından girmesiyle 1 Eylül 1939 yılında başladığını belirten yazar. Naziler “İş ve ekmek “ sloganıyla binlerce oy kazanırlar. İşçileri kazanmak içinse Neşeden Kuvvet Doğar sloganı altında çok düşük bir ücretle tatil, eğlenme vb. etkinliklerde yararlanması sağlanır. “Almanları, Nazilerin kollarına iten en önemli faktör iş ve daha iyi bir hayat bulma standardı bulma umuduydu. … Örneğin, 42 mark gibi çok düşük bir tutar karşılığında, halk o güne kadar yalnız filmlerde görebildiği, Bremen’den Norveç’e lüks bir gemi seyahati yapabiliyordu. Bu etkinlikler kısa zamanda muhalif işçileri de Nazi rejiminin iyiliği konusunda ikna etti.” (s.31) Hitler’in iktidara gelişi ve II. Paylaşım Savaşı’nın en zor günleri. Yasaklamalar, karneli yaşam, karaborsa… Hitler yönetimi savaş yıllarında yabancı radyoları dinlemeyi yasaklıyor. Tam bir baskı ve propaganda bombardımanı altındadır insanlar. Yabancı etkisini önlemek için çalışmalar yapılıyor. Üstelik yenilgi üstüne yenilgi almalarına karşın Almanya’da yaşayanlara zafer kazanılmış gibi yansıtılıyordu. SAVAŞ FELAKETTİR Aysu Erinç aile tarihini yazmanın yanında bir belge de bırakmıştır yarına. II. Paylaşım Savaşı günlerinde sığınak, açlık, kıtlık, bombardıman ve işgal … İşgalle yaşanan tecavüz ve kıyımlar insanlığın ayıbıdır. Elbette bunlar normal bir dönemde yaşanacak türden şeyler değil. Açlıktan karnına tuğla bastırmak ya da açlığı unutmak için sinemaya gitmek gibi çarpıcı bölümler kitabı ilginç kılan yönlerden sadece birisi. “İşgal kuvvetleri de karne ve kupon sistemini uyguluyorlardı ama beş yıllık savaş, yiyecek stoklarını tüketmişti. Biraz da aç kalsın yenilenler! Açlığımızı unutalım diye annem bize para verip sinemaya gönderirdi. Karnına tuğla bastırmaktan iyidir… “ (s.167) TÜRKİYE VE İSTANBUL Aile savaş günlerini geride bırakıp Türkiye’ye dönüyor. Yazar, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi duruma Tek Parti günlerinden başlayarak DP’nin kuruluşuna, CHP’den “Çiftçiyi topraklandırma yasası” na karşı çıkan büyük toprak sahiplerinin kopuşuna … da değinmiş. Kimi değerlendirmeler de yapmış. O yıllarda da II. Paylaşım Savaşı’nın etkisi yaşanmaktadır:Karneyle yaşam, kıtlık, karaborsa, muhalifleri sindirme… Bu arada yeni savaş zenginleri türemiştir. “Savaş içindeki ekonomik güçlükler bir “harp zengini” sınıfının ortaya çıkmasına yol açtı. Öncelikle ellerindeki tahıl stoklarının devlete çok yüksek fiyatlarla satarak çok zengin olan bir “hacıağa” sınıfı türedi.” (s.181) İstanbul yapıtın son bölümlerinde önemli bir yer tutar. Ağırlık Çamlıca Kız Lisesi ve yazarın arkadaşları olsa da kentle ilgili dönemin yaşantısından tatlar buluyoruz. Aysu Erinç’in anılarından oluşan Çocukluğumun Öyküsü adlı yapıt fotoğraflarla desteklenmiş roman tadında okunabilecek türeden. Rusya, Almanya ve Türkiye gibi ülkelerin bir döneminin önemli günlerinin tanıklığını okumak isteyenlere önerilir. Aysu Erinç, Çocukluğumun Öyküsü (anı), Everest Yayınları, I.Basım: Nisan 2009-İstanbul


mustafa aslan’ın varayım gideyim urumeli’ne ile ilgili yazıları

 

VARAYIM GİDEYİM URUMELİ’NE

 

Mustafa İsen, Balkanlar’daki Türk Edebiyatı konusunda en yetkin kişilerden Bir süre Belgrad Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak da çalışmış. Ailesi Balkanlar’dan Türkiye’ye göçmüş. Belki de tarihsel kökleri Mustafa İsen’i Balkanlar’daki Türk Edebiyatı ile ilgilenmeye zorlamış herhalde diye düşünüyorum. İyi de olmuş…

 

XVI yüzyılda Balkanlarda’ki sanatçıların Osmanlı “edebiyat kadrosu”nun üçte birini oluşturduğunu belirten Mustafa İsen’in yapıtında yer alan makaleler şunlar: Balkanlar’da Türk Edebiyatı, Osmanlı Kültür Coğrafyasına Bakış, Osmanlılarda Şehir ve Kültür, Akıncılığın Türk Kültür ve Edebiyatı’na Katkıları, Bulgaristan Doğumlu Divan Şairleri, Kültür tarihimizde Üsküp ve Üsküplü Divan Şairleri, Edebiyat Tarihi Açısından Priştine ve Bu Şehir Doğumlu Divan Şairleri, Edebiyat Tarihinde Manastır, Çağdaş Prizren Şairleri, Yugoslavya’da Türkoloji Çalışmaları, Yugoslavya’da Türk Edebiyatı, Yugoslavya’da Türk Çocuk Edebiyatı, Yugoslavya Türk Şiiri Antolojisi, Yugoslavya’da Türk Dili ve Sorunları, Bosna’da Türk Edebiyatı, Bosna Hersek’teki Türkoloji araştırmalarına Yeni Bir Katkı:Pregled Knijevnog Stvaranja Bosansko-Hercegovackih Müslimana Na Turskom Jeziku, Balkan Edebiyatlarını Ülkemize Tanıtan Aydın:Yaşar Nabi Nayır, Sevgili Şehirlerim:Manastır, Nesimi’nin Rumelili Bir İzleyicisi:usuli, Türk Tarihimizden Portreler:Usuli, Sehi Bey, Dede Korkut Yugoslavya’da Ödül Kazandı, Knjiga dede Korkut, Necati Zekeriya ile Baş başa, Balkanlar’da Yeni Bir Türkçe Dergi:Bay.

 

Mustafa İsen, Balkanlar’daki Türkçe ve Türk Edebiyatı’nın geçmişini inceliyor. Bir yerde Osmanlı egemenliğine çeşitli tarihlerde geçmesine bağlıyor kimi ülkelerde. Batı Trakya Türk Edebiyatı içinse dört farklı görüş ileri sürüyor.

 

Çocuk Edebiyatı

 

“Türk Edebiyatı’nın Balkan Boyutu”nu inceleyen Mustafa İsen, yazınsal türlere göre de bir takım ulamlar yapıyor. Ülkelerin eski ve yeni durumlarını nerden gelip nereye gittiklerini yazar ve yapıt adları ve tarih vererek açıklıyor.

 

Yazar, Balkanlar’daki Türk Çocuk Edebiyatı’nı her Balkan ülkesinde ayrı ayrı incelemekle birlikte Yugoslavya Türk Çocuk Edebiyatı’na ayrı bir bölüm ayırmış. Ama Batı Trakya Türk Çocuk Edebiyatı’nı da içerik olarak ötekilerden ayırmaktadır.

 

Balkanlardaki Türk yazarlarının en başarılı olduğu yazınsal tür  çocuk edebiyatını görmektedir, her ne kadar roman konusunda önemli bir ad söylemese de. Çünkü önemli bir roman yazarı görememektedir, özellikle çocuklara yönelik edebiyatta birçok ad saymasına karşın her Balkan ülkesinde.

 

 

Batı Trakya Türk Edebiyatı

 

Batı Trakya’daki Türk Edebiyatı’nın zayıflığının nedenlerini belirten Mustafa İsen, Batı Türk Edebiyatı’nı öteki Balkan ülkelerinin kimilerinden izlek ve içerik açısından farklı görmektedir. Yazara göre, sosyalist yönetim altındaki Türkler milli manevi ve azınlık sorunları gibi konularda yapıt ortaya koyamamışlardır. Yunanistan’da durum farklıdır. Yunanistan Türk Edebiyatı’nda milli ve manevi konuların işlendiğini görüyoruz.

 

“Batı Trakya’da yaşayan Türkler büyük ölçüde kırsal kesimde yaşadıkları için reel köylü sorunları da bölge edebiyatının belli başlı konuları arasındadır. Yunanistan’da azınlık sorunları edebiyatın temel konusudur.  Oysa sosyalist yönetimler güdümlü bir edebiyata izin verdikleri için böyle konulara girilemez.” (s.33)

 

Balkanlar konusunda yıllardır çalışan Mustafa İsen’in görüşleri, saptamaları okumaya değer.

 

*Mustafa İsen, Varayım Gideyim Urumeli’ne (Türk Edebiyatı’nın Balkan Boyutu) I:Basım:Nisan 2009, Kapı yayınları-İstanbul

 


mustafa aslan’ın mustafa isen’le ilgili yazıları

 

VARAYIM GİDEYİM URUMELİ’NE

 

Mustafa İsen, Balkanlar’daki Türk Edebiyatı konusunda en yetkin kişilerden Bir süre Belgrad Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak da çalışmış. Ailesi Balkanlar’dan Türkiye’ye göçmüş. Belki de tarihsel kökleri Mustafa İsen’i Balkanlar’daki Türk Edebiyatı ile ilgilenmeye zorlamış herhalde diye düşünüyorum. İyi de olmuş…

 

XVI yüzyılda Balkanlarda’ki sanatçıların Osmanlı “edebiyat kadrosu”nun üçte birini oluşturduğunu belirten Mustafa İsen’in yapıtında yer alan makaleler şunlar: Balkanlar’da Türk Edebiyatı, Osmanlı Kültür Coğrafyasına Bakış, Osmanlılarda Şehir ve Kültür, Akıncılığın Türk Kültür ve Edebiyatı’na Katkıları, Bulgaristan Doğumlu Divan Şairleri, Kültür tarihimizde Üsküp ve Üsküplü Divan Şairleri, Edebiyat Tarihi Açısından Priştine ve Bu Şehir Doğumlu Divan Şairleri, Edebiyat Tarihinde Manastır, Çağdaş Prizren Şairleri, Yugoslavya’da Türkoloji Çalışmaları, Yugoslavya’da Türk Edebiyatı, Yugoslavya’da Türk Çocuk Edebiyatı, Yugoslavya Türk Şiiri Antolojisi, Yugoslavya’da Türk Dili ve Sorunları, Bosna’da Türk Edebiyatı, Bosna Hersek’teki Türkoloji araştırmalarına Yeni Bir Katkı:Pregled Knijevnog Stvaranja Bosansko-Hercegovackih Müslimana Na Turskom Jeziku, Balkan Edebiyatlarını Ülkemize Tanıtan Aydın:Yaşar Nabi Nayır, Sevgili Şehirlerim:Manastır, Nesimi’nin Rumelili Bir İzleyicisi:usuli, Türk Tarihimizden Portreler:Usuli, Sehi Bey, Dede Korkut Yugoslavya’da Ödül Kazandı, Knjiga dede Korkut, Necati Zekeriya ile Baş başa, Balkanlar’da Yeni Bir Türkçe Dergi:Bay.

 

Mustafa İsen, Balkanlar’daki Türkçe ve Türk Edebiyatı’nın geçmişini inceliyor. Bir yerde Osmanlı egemenliğine çeşitli tarihlerde geçmesine bağlıyor kimi ülkelerde. Batı Trakya Türk Edebiyatı içinse dört farklı görüş ileri sürüyor.

 

Çocuk Edebiyatı

 

“Türk Edebiyatı’nın Balkan Boyutu”nu inceleyen Mustafa İsen, yazınsal türlere göre de bir takım ulamlar yapıyor. Ülkelerin eski ve yeni durumlarını nerden gelip nereye gittiklerini yazar ve yapıt adları ve tarih vererek açıklıyor.

 

Yazar, Balkanlar’daki Türk Çocuk Edebiyatı’nı her Balkan ülkesinde ayrı ayrı incelemekle birlikte Yugoslavya Türk Çocuk Edebiyatı’na ayrı bir bölüm ayırmış. Ama Batı Trakya Türk Çocuk Edebiyatı’nı da içerik olarak ötekilerden ayırmaktadır.

 

Balkanlardaki Türk yazarlarının en başarılı olduğu yazınsal tür  çocuk edebiyatını görmektedir, her ne kadar roman konusunda önemli bir ad söylemese de. Çünkü önemli bir roman yazarı görememektedir, özellikle çocuklara yönelik edebiyatta birçok ad saymasına karşın her Balkan ülkesinde.

 

 

Batı Trakya Türk Edebiyatı

 

Batı Trakya’daki Türk Edebiyatı’nın zayıflığının nedenlerini belirten Mustafa İsen, Batı Türk Edebiyatı’nı öteki Balkan ülkelerinin kimilerinden izlek ve içerik açısından farklı görmektedir. Yazara göre, sosyalist yönetim altındaki Türkler milli manevi ve azınlık sorunları gibi konularda yapıt ortaya koyamamışlardır. Yunanistan’da durum farklıdır. Yunanistan Türk Edebiyatı’nda milli ve manevi konuların işlendiğini görüyoruz.

 

“Batı Trakya’da yaşayan Türkler büyük ölçüde kırsal kesimde yaşadıkları için reel köylü sorunları da bölge edebiyatının belli başlı konuları arasındadır. Yunanistan’da azınlık sorunları edebiyatın temel konusudur.  Oysa sosyalist yönetimler güdümlü bir edebiyata izin verdikleri için böyle konulara girilemez.” (s.33)

 

Balkanlar konusunda yıllardır çalışan Mustafa İsen’in görüşleri, saptamaları okumaya değer.

 

*Mustafa İsen, Varayım Gideyim Urumeli’ne (Türk Edebiyatı’nın Balkan Boyutu) I:Basım:Nisan 2009, Kapı yayınları-İstanbul

 




sur erdal öz par mustafa aslan



HAVADA KAR SESİ VAR

 

Havada Kar Sesi Var, Erdal Öz öykücülüğünde dikkate alınacak yapıtlardandır. Önemli öykücülerimizden Erdal Öz’ün kaleminden nerden nereye geldiğini gözlemlemenin yanında edebiyatımızın bu alandaki aldığı yolu da görebiliriz. Bu yapıtta yer alan öyküler biçim ve içerik bakımından dikkate değerdir.

 

YAĞMALANAN KIYILAR

 

Erdal Öz gözlemlerini yazmamış sadece. Bunlara eleştirel bakmasını da bilmiştir. Çevre sorunlarına, kıyılardaki betonlaşma tehlikesini yıllar öncesinden öyküleştirmiştir. Havada Kar Sesi Var adlı yapıtında yer alan öykülerden ‘Vay Canım’da kıyılarımızda yaşayan insanlarımızın topraklarının yok pahasına elinden alınır. Kıyılara köylülerin girişini yasaklanır. Hatta aynı köyden insanlar karşı karşıya gelirler, birbirlerine düşerler.  Topraklarını alan(lar) aynı köyden olanları kıyıya sokmaması için, içlerinden kimilerine bekçi olarak iş verir.

 

“Çember sakallının kıyıya, büyük elektrik direğine bağladığı o kurt bozması azgın iki it, efendilerine yaranmak için gün boyu havlar ulur, kumsala dışarıdan kimseyi yanaştırmazlardı. “Allahın kıyısı kuldan esirgenir mi be’” (…) Hem de kimin malını kimden esirgiyorsunuz?” (s.37)

 

 Erdal Öz, kıyılardaki köylülerin toprağının yağmalanmasını belirtmekle kalmıyor, bir süre sonra altın gibi kumu olan sahillerin hızla kirletildiğini de anlatıyor.

 

“Buraların yeni sahiplerinin pislikleriyle, artıklarıyla lekeliydi. Güneş şemsiyeleri, mavili kırmızılı çaputlar gibi yapışıp kalmıştı kumlara… Isırılıp atılmış meyve, mısır koçanları; boş bira, gazoz şişeleri; ezik süt kutuları, gazete yırtıkları, naylon oyuncak parçaları…” (s.52)

 

ANALARA KIYMAYIN EFENDİLER

 

Zaman zaman insanlar birbirine düşman edilir, ülkemizde kamlara bölünürler. Bir taraf belirli güçler tarafından korunup kollanarak karşı taraftakilerin üzerine sürülür. Erdal Öz, oğlu aranan bir ananın duygularını anlattığı yapıta adını veren öyküsünde bu durumu anlatmaktadır. Dünya edebiyatının önemli ana tiplerini aratmayacak türden bir kahramandır, Erdal Öz’ünkü: Direngen, savaşımcı ve hak bildiği yolda yürüyen oğluna sonuna kadar destek.

 

“Öyle mahalle karıları gibi bir gün olsun ağlayıp dövünmedim; kimselere yakınmadım. Başım dik gezdim hep. Oğlumun anasıyım, bir yiğidin anasıyım diye gezip dolandım. Kimselerin kapısını çalmadım, kimselerden yardım dilenmedim. Söyle ona yavruma, anan bir kavak ağacı gibi dimdik, de. Yaşlı da olsa bir kavak ağacı gibi dimdik anan, de.” (s.22)

 

Havada Kar Sesi Var adlı öyküde ülkenin genel politik durumu çizilir. Yazar bunu bir tipi anne ve oğlu üzerinden yapar.  

 

Erdal Öz ‘Uçucu Koku’ ve yer yer ‘Vay Canım’ da okuru seviyeli bir erotizmin doruklarında gezdirirken yazarın çocukluğundan da izler gördüğümüz ‘Babamdı’ ve ‘Çocuk’ adlı öykülerde ise bir çocuğun dünyasını anlatır.

 

Havada Kar Sesi Var izlek çeşitliliği açısından üzerinde durulması gereken bir yapıt olmakla birlikte öykücülüğümüzün göz ardı edilemeyecek yapıtlarındandır.

 

* Erdal Öz, Havada Kar Sesi Var, Can Yayınları-İstanbul

 

mustafa aslan’ın feyza hepçilingirler’le ilgili yazıları

 

Fotoğraf:Kadir İncesu

KIRMIZI KARANFİL NE RENK SOLAR?

 

Feyza Hepçilingirler edebiyat ve kültür alanlarında yapıtlarıyla tanıdığımız birisi. O, çocuk edebiyatından, öykü, roman ve dil üzerine yapıtlar ortaya koymuştur.

 

Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar?  kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı bir kadının olağanüstü bir dönemde verdiği olağanüstü savaşımının romanıdır. Bu yanıyla yazar-anlatıcı kahraman-yazar benzeşmesi vardır. Yazarın yaşamıyla anlatıcı ve kahramanınınkini karşılaştırdığımızda büyük ölçüde benzeştiğini görüyoruz.

 

12 EYLÜL FAŞİZMİ

 

Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar? 12 Eylül faşizmini anlatan sayılı yapıtlardandır, bana göre. Hepçilingirler’in aynı dönemi anlatanlardan farklılığı düşünen beyinler üzerindeki baskıyı, kırımı yok etmeyi dile getiriyor. Bunlara karşı hukuk mücadelesi veren ve kazanan kahramanımız umut aşılıyor okura.

 

Kahramanımız annesini kardeşinin (O da Almanya’ya sığınmacı olur) doğumu sırasında yitiren, zorluklar içerisinde babaannesinin yanında okuyor. Zorluklar içerisinde bitirdiği okullardan sonra İzmir’deki bir üniversitede evli ve iki çocuklu öğretmendir. 12 Eylül darbesiyle öğrencilerinin birinin ihbarıyla derslerinin içeriği nedeniyle Trabzon’daki Fatih Eğitim Fakültesine sürülür. Ama tek neden bu değildir. Atatürk’ün kurduğu önemli kurumlardan biri olan Türk Dil Kurumu’nun yapısıyla oynanmasının yanlışlığını vurgulayan sert bir konuşma yapar, Ankara’da Milli Eğitim düzenlenen bir toplantıda. Ardından bu kurum kapatılır ve…

 

KADIN VE ANNE OLMAK

 

Kahramanımız bir yanıyla sürgüne karşı hukuk mücadelesi verirken, bir yandan da bir kadın ve anne olarak da savaşım verir. Çünkü onun binbir zorlukla elde ettiği öğretmenliği bırakıp ‘evinin kadını’ olması istenmektedir. Hemcinslerinin bile dillendirdiği kadının çalışmaması gerektiği düşüncesine edimleriyle karşı çıkıyor. Kahramanımız hem hemcinslerine karşı, hem de karşı cinslerine karşı bir savaşım verir. ‘Evinin kadını’ olma rolünü benimseyen çoğu kadın  (Başta kaynanası olmak üzere) onun çocuklarını İzmir’de bırakıp sürüldüğü Trabzon’a gitmek yerine istifa edip çocuklarının yanında kalmasını uygun görmektedir. Yazar bunu yaparken feminist kolacılığa kaçmıyor. Yeri gediğinde kadınların zor duruma düşürdüğü erkeklerden de söz eder.

 

 

 

EĞİTİM

 

Feyza Hepçilingirler geriye dönüşlerle anlattığı romanında eğitim konusunda da bilgi vermektedir. Özellikle iyi bir yöneticinin, öğretmenin, öğrencinin kısacası eğitimin nasıl olması gerektiği konularında.Eğitim kurumlarının nasıl olması gerektiği konusunu olumsuz tipleri göstererek yapar bu işi. Genellikle de 12 Eylül 1980 sonrası olduğu için olumsuz örneklerdir, bunlar.

 

KARADENİZ VE TRABZON

Romanın ağırlıklı uzamı Trabzon’dur, her ne kadar başlangıç yeri İzmir olsa da. Yazar genel Karadeniz özelliklerinden Trabzon özeline iniyor. Doğa ve kent yaşamına ilişkin anlattıklarını bölgenin öteki kentleriyle de ilişkilendirerek veriyor.

 

Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar ? bir döneme ışık tutan dil, anlatım ve kurgusuyla iyi bir roman. Hem dönemi merak edenlere hem de iyi bir roman okumak isteyenlere önerilir.

 

*Feyza Hepçilingirler,  Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar ? 5. Basım:Nisan 2009, Everest Yayınları-İstanbul

 

 


sur feyza hepçilingirler par mustafa aslan

 

Fotoğraf:Kadir İncesu

KIRMIZI KARANFİL NE RENK SOLAR?

 

Feyza Hepçilingirler edebiyat ve kültür alanlarında yapıtlarıyla tanıdığımız birisi. O, çocuk edebiyatından, öykü, roman ve dil üzerine yapıtlar ortaya koymuştur.

 

Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar?  kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı bir kadının olağanüstü bir dönemde verdiği olağanüstü savaşımının romanıdır. Bu yanıyla yazar-anlatıcı kahraman-yazar benzeşmesi vardır. Yazarın yaşamıyla anlatıcı ve kahramanınınkini karşılaştırdığımızda büyük ölçüde benzeştiğini görüyoruz.

 

12 EYLÜL FAŞİZMİ

 

Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar? 12 Eylül faşizmini anlatan sayılı yapıtlardandır, bana göre. Hepçilingirler’in aynı dönemi anlatanlardan farklılığı düşünen beyinler üzerindeki baskıyı, kırımı yok etmeyi dile getiriyor. Bunlara karşı hukuk mücadelesi veren ve kazanan kahramanımız umut aşılıyor okura.

 

Kahramanımız annesini kardeşinin (O da Almanya’ya sığınmacı olur) doğumu sırasında yitiren, zorluklar içerisinde babaannesinin yanında okuyor. Zorluklar içerisinde bitirdiği okullardan sonra İzmir’deki bir üniversitede evli ve iki çocuklu öğretmendir. 12 Eylül darbesiyle öğrencilerinin birinin ihbarıyla derslerinin içeriği nedeniyle Trabzon’daki Fatih Eğitim Fakültesine sürülür. Ama tek neden bu değildir. Atatürk’ün kurduğu önemli kurumlardan biri olan Türk Dil Kurumu’nun yapısıyla oynanmasının yanlışlığını vurgulayan sert bir konuşma yapar, Ankara’da Milli Eğitim düzenlenen bir toplantıda. Ardından bu kurum kapatılır ve…

 

KADIN VE ANNE OLMAK

 

Kahramanımız bir yanıyla sürgüne karşı hukuk mücadelesi verirken, bir yandan da bir kadın ve anne olarak da savaşım verir. Çünkü onun binbir zorlukla elde ettiği öğretmenliği bırakıp ‘evinin kadını’ olması istenmektedir. Hemcinslerinin bile dillendirdiği kadının çalışmaması gerektiği düşüncesine edimleriyle karşı çıkıyor. Kahramanımız hem hemcinslerine karşı, hem de karşı cinslerine karşı bir savaşım verir. ‘Evinin kadını’ olma rolünü benimseyen çoğu kadın  (Başta kaynanası olmak üzere) onun çocuklarını İzmir’de bırakıp sürüldüğü Trabzon’a gitmek yerine istifa edip çocuklarının yanında kalmasını uygun görmektedir. Yazar bunu yaparken feminist kolacılığa kaçmıyor. Yeri gediğinde kadınların zor duruma düşürdüğü erkeklerden de söz eder.

 

 

 

EĞİTİM

 

Feyza Hepçilingirler geriye dönüşlerle anlattığı romanında eğitim konusunda da bilgi vermektedir. Özellikle iyi bir yöneticinin, öğretmenin, öğrencinin kısacası eğitimin nasıl olması gerektiği konularında.Eğitim kurumlarının nasıl olması gerektiği konusunu olumsuz tipleri göstererek yapar bu işi. Genellikle de 12 Eylül 1980 sonrası olduğu için olumsuz örneklerdir, bunlar.

 

KARADENİZ VE TRABZON

Romanın ağırlıklı uzamı Trabzon’dur, her ne kadar başlangıç yeri İzmir olsa da. Yazar genel Karadeniz özelliklerinden Trabzon özeline iniyor. Doğa ve kent yaşamına ilişkin anlattıklarını bölgenin öteki kentleriyle de ilişkilendirerek veriyor.

 

Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar ? bir döneme ışık tutan dil, anlatım ve kurgusuyla iyi bir roman. Hem dönemi merak edenlere hem de iyi bir roman okumak isteyenlere önerilir.

 

*Feyza Hepçilingirler,  Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar ? 5. Basım:Nisan 2009, Everest Yayınları-İstanbul

 

 




mustafa aslan’ın tutiname ile ilgili yazıları

 

TUTİNAME

Dünya kültürüne önemli bir katkı sayabileceğimiz Sanskritçe aslı Sukasaptati olan (Çakasaptati) Tutiname  Behçet Necatigil’in özenli Türkçe çevirisiyle Can Yayınları  arasında çıktı.

ÖZENLİ BİR ÇALIŞMA

Yapıta Hilmi Yavuz’un  ‘sunuş’ ve Necatigil’in Tutiname’nin çeviri serüvenini anlattığı ‘Tutiname üzerine’ yazıları okuyucuya bir anahtar niteliğinde. Hilmi Yavuz, Necatigil’in Tutiname’yi 1890 tarihli Osmanlıca baskısından sadeleştirerek günümüz Türkçesine aktardığını belirtiyor.

“Necatigil’in ne kadar titiz ve özenli ve dikkatli bir çevirmen olduğunu belirtmeye gerek yok. Hoca Tutiname üzerine ayrıntılı bir çalışma yapmakla yetinmemiş, kendi deyişiyle ’ilmi bir araştırma yapmayı düşünüyor…’   “ (s. 11)

Konusu kısaca şöyle Tutiname’nin: Said adındaki tacir, akıllı bir papağan satın alır. Bir gün papağandan karısına göz kulak olmasını isteyerek iş gezisine çıkar, adam. Kocası gittikten bir süre sonra Mah-ı Şeker bir aşık bulur. Papağan kadını aşığına gitmesini engellemek için her gece hikâyeler anlatır. Otuz gece, kocası gelinceye kadar masallar anlatır. Sonunda adam gelir ve papağana yaptıklarına karşılık özgürlüğünü verir.

“Tuti böyle deyip karı koca arasındaki muhabbeti yeniden pekiştirdi. Hace Said de sözünde durup, seher vakti, bilge tutiyi azad etti.” (s.308)

BİNBİR GECE MASALLARI VE DECAMERON’DAN TUTİNAME’YE

Tıpkı Kelile ve Dimne gibi aslı Sanskritçe olan Tutiname, Binbir Gece Masalları biçiminde yazılmış bir yapıt. Yüz öyküden oluşan Boccaccio’nun Decameron ile de benzer ve ayrı yönleri vardır. Tutiname’de tek bir anlatıcı varken yedi genç kadınla üç genç erkeğin cumartesi ve Pazar günleri dışında öğleden sonra her birinin bir öykü anlattığı Decameron’da ise her günü bir kral ya da kraliçe yönetir. Birçok ilginç metni içinde barındıran kitabın ad sahibi bir papağan yani Tuti. O, anlatıcılık görevinin yanında kahramanlardan biridir aynı zamanda.  Oysa Decameron da hikaye anlatıcısının sayısı birden fazladır. Boccaccio’nun on günde anlatılan oluşan yapıtı Tutiname’den izlek açısından da kimi yönlerden farklılıklar göstermektedir.

Tuti usta bir anlatıcı. Masal anlatıcısı ama aynı zamanda da bir gerilim ustası. Çünkü sabaha kadar hanımına dinletmesi, onu oyalaması için gerekliydi, bu. Başlanılan hikaye her zaman ikinci, üçüncü hikaye bağlantı kuruluyor. Her hikaye bir öncekini tamamlayıcı niteliktedir.

Onu oyalaması gerekmektedir, hem de hiçbir zorlamada bulunmadan. Masallara olağanüstü öğelerin de katıldığı yapıtın her öyküsü mutlaka bir ders verme ereğinde. Bu güçlerin olması masalların kendi yapılarından kaynaklanmaktadır. Yerine göre merak duygusunu kamçılamaya yarayan olağanüstü öğeler yerine göre de çözüme katkı sunmaktadır.

AHLAK, FELSEFE VE…

Tutiname bir ahlak öğretileri içeren öykülerin toplumsal yaşamın yollarını çiziyor felsefi temellerini de göz ardı etmeyerek. Her masalın anlatılmasına/başlamasına neden olan sözün içini açıp baktığımızda toplumsal yaşama ilişkin sosyolojik görüşler bulmanın yanında insanı ve dünyayı anlamaya yönelik düşüncelerle de karşılaşıyoruz.

Behçet Necatigil’in özenli ve çeşitli çevirileriyle karşılaştırılarak yapılan Türkçeleştirme çabası övgüye değer. Yapıt her haliyle bir şairin elinden çıktığını belli ediyor.

*Tutiname, Türkçeleştiren Behçet Necatigil, I.basım: Nisan 2009- Can Yayınları, İstanbul