mustafa aslan’ın aysu erinç’le ilgili yazıları

ÇOCUKLUĞUMUN ÖYKÜSÜ
Çocukluğumun Öyküsü Aysu Erinçin pek az insanda rastlayabileceğimiz anılar toplamının adı. Anı yazmak biz de pek yaygın olmasa da ara sıra da olsa Aysu Erinç gibileri çıkıyor.
Çocukluğumun Öyküsünün ilginç bir roman tadında bir anı kitabı olduğunu söylemem gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yapıt birkaç ülkede ve dünyanın en kritik günlerinin yaşandığı yılları içeriyor.
Yapıtta 1917 Devrimine kadar mutlu bir yaşantısı olan varlıklı bir Tatar ailesinin savruluşunu dile getiriyor. Mallarına el konulan ailenin bir bölümü Stalin yönetimince Sibiryaya sürgüne gönderilirken Aysu Erinçin anne babası ise İstanbulda bir süre kaldıktan sonra iş olanağı yakalanılan Almanyada alırlar soluğu.
Aysu da Almanyada doğar. Yapıtta, Almanya ve Almanlar hakkında bilinenlerin dışında bilgiçliğe kaçılmadan söyleşi havası içinde kimi özel bilgiler de verilmiş. Berlinliler içinse yazdıkları dikkate değer. Onları öteki Almanlardan ayrı tutmuş.
Buralıların başlıca özellikleri arasında peşin hükümsüz bir merak, deneyimlerine dayalı bir şüphecilik ve hayatın gerçeklerini olduğu gibi kabul etmek gibi nitelikler sayılabilir. Esprili ve hazırcevaptırlar. (s.27)
NAZİ İKTİDARI
Bir çocuğun başından geçenden öte bir tanıklık tutanağıdır, Çocukluğumun Öyküsünde anlatılanlar. Hitlerin iktidara adım adım nasıl geldiğini anlatır, II. Paylaşım Savaşının Alman birliklerinin saat 04:45te Polonya sınırından girmesiyle 1 Eylül 1939 yılında başladığını belirten yazar. Naziler İş ve ekmek sloganıyla binlerce oy kazanırlar. İşçileri kazanmak içinse Neşeden Kuvvet Doğar sloganı altında çok düşük bir ücretle tatil, eğlenme vb. etkinliklerde yararlanması sağlanır.
Almanları, Nazilerin kollarına iten en önemli faktör iş ve daha iyi bir hayat bulma standardı bulma umuduydu.
Örneğin, 42 mark gibi çok düşük bir tutar karşılığında, halk o güne kadar yalnız filmlerde görebildiği, Bremenden Norveçe lüks bir gemi seyahati yapabiliyordu. Bu etkinlikler kısa zamanda muhalif işçileri de Nazi rejiminin iyiliği konusunda ikna etti. (s.31)
Hitlerin iktidara gelişi ve II. Paylaşım Savaşının en zor günleri. Yasaklamalar, karneli yaşam, karaborsa
Hitler yönetimi savaş yıllarında yabancı radyoları dinlemeyi yasaklıyor. Tam bir baskı ve propaganda bombardımanı altındadır insanlar. Yabancı etkisini önlemek için çalışmalar yapılıyor. Üstelik yenilgi üstüne yenilgi almalarına karşın Almanyada yaşayanlara zafer kazanılmış gibi yansıtılıyordu.
SAVAŞ FELAKETTİR
Aysu Erinç aile tarihini yazmanın yanında bir belge de bırakmıştır yarına. II. Paylaşım Savaşı günlerinde sığınak, açlık, kıtlık, bombardıman ve işgal İşgalle yaşanan tecavüz ve kıyımlar insanlığın ayıbıdır. Elbette bunlar normal bir dönemde yaşanacak türden şeyler değil. Açlıktan karnına tuğla bastırmak ya da açlığı unutmak için sinemaya gitmek gibi çarpıcı bölümler kitabı ilginç kılan yönlerden sadece birisi.
İşgal kuvvetleri de karne ve kupon sistemini uyguluyorlardı ama beş yıllık savaş, yiyecek stoklarını tüketmişti. Biraz da aç kalsın yenilenler! Açlığımızı unutalım diye annem bize para verip sinemaya gönderirdi. Karnına tuğla bastırmaktan iyidir (s.167)
TÜRKİYE VE İSTANBUL
Aile savaş günlerini geride bırakıp Türkiyeye dönüyor. Yazar, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi duruma Tek Parti günlerinden başlayarak DPnin kuruluşuna, CHPden Çiftçiyi topraklandırma yasası na karşı çıkan büyük toprak sahiplerinin kopuşuna da değinmiş. Kimi değerlendirmeler de yapmış. O yıllarda da II. Paylaşım Savaşının etkisi yaşanmaktadır:Karneyle yaşam, kıtlık, karaborsa, muhalifleri sindirme Bu arada yeni savaş zenginleri türemiştir.
Savaş içindeki ekonomik güçlükler bir harp zengini sınıfının ortaya çıkmasına yol açtı. Öncelikle ellerindeki tahıl stoklarının devlete çok yüksek fiyatlarla satarak çok zengin olan bir hacıağa sınıfı türedi. (s.181)
İstanbul yapıtın son bölümlerinde önemli bir yer tutar. Ağırlık Çamlıca Kız Lisesi ve yazarın arkadaşları olsa da kentle ilgili dönemin yaşantısından tatlar buluyoruz.
Aysu Erinçin anılarından oluşan Çocukluğumun Öyküsü adlı yapıt fotoğraflarla desteklenmiş roman tadında okunabilecek türeden. Rusya, Almanya ve Türkiye gibi ülkelerin bir döneminin önemli günlerinin tanıklığını okumak isteyenlere önerilir.
Aysu Erinç, Çocukluğumun Öyküsü (anı), Everest Yayınları, I.Basım: Nisan 2009-İstanbul
mustafa aslan’ın çocukluğumun öyküsü ile ilgili yazıları
ÇOCUKLUĞUMUN ÖYKÜSÜ Çocukluğumun Öyküsü Aysu Erinçin pek az insanda rastlayabileceğimiz anılar toplamının adı. Anı yazmak biz de pek yaygın olmasa da ara sıra da olsa Aysu Erinç gibileri çıkıyor. Çocukluğumun Öyküsünün ilginç bir roman tadında bir anı kitabı olduğunu söylemem gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yapıt birkaç ülkede ve dünyanın en kritik günlerinin yaşandığı yılları içeriyor. Yapıtta 1917 Devrimine kadar mutlu bir yaşantısı olan varlıklı bir Tatar ailesinin savruluşunu dile getiriyor. Mallarına el konulan ailenin bir bölümü Stalin yönetimince Sibiryaya sürgüne gönderilirken Aysu Erinçin anne babası ise İstanbulda bir süre kaldıktan sonra iş olanağı yakalanılan Almanyada alırlar soluğu. Aysu da Almanyada doğar. Yapıtta, Almanya ve Almanlar hakkında bilinenlerin dışında bilgiçliğe kaçılmadan söyleşi havası içinde kimi özel bilgiler de verilmiş. Berlinliler içinse yazdıkları dikkate değer. Onları öteki Almanlardan ayrı tutmuş. Buralıların başlıca özellikleri arasında peşin hükümsüz bir merak, deneyimlerine dayalı bir şüphecilik ve hayatın gerçeklerini olduğu gibi kabul etmek gibi nitelikler sayılabilir. Esprili ve hazırcevaptırlar. (s.27) NAZİ İKTİDARI Bir çocuğun başından geçenden öte bir tanıklık tutanağıdır, Çocukluğumun Öyküsünde anlatılanlar. Hitlerin iktidara adım adım nasıl geldiğini anlatır, II. Paylaşım Savaşının Alman birliklerinin saat 04:45te Polonya sınırından girmesiyle 1 Eylül 1939 yılında başladığını belirten yazar. Naziler İş ve ekmek sloganıyla binlerce oy kazanırlar. İşçileri kazanmak içinse Neşeden Kuvvet Doğar sloganı altında çok düşük bir ücretle tatil, eğlenme vb. etkinliklerde yararlanması sağlanır. Almanları, Nazilerin kollarına iten en önemli faktör iş ve daha iyi bir hayat bulma standardı bulma umuduydu. Örneğin, 42 mark gibi çok düşük bir tutar karşılığında, halk o güne kadar yalnız filmlerde görebildiği, Bremenden Norveçe lüks bir gemi seyahati yapabiliyordu. Bu etkinlikler kısa zamanda muhalif işçileri de Nazi rejiminin iyiliği konusunda ikna etti. (s.31) Hitlerin iktidara gelişi ve II. Paylaşım Savaşının en zor günleri. Yasaklamalar, karneli yaşam, karaborsa Hitler yönetimi savaş yıllarında yabancı radyoları dinlemeyi yasaklıyor. Tam bir baskı ve propaganda bombardımanı altındadır insanlar. Yabancı etkisini önlemek için çalışmalar yapılıyor. Üstelik yenilgi üstüne yenilgi almalarına karşın Almanyada yaşayanlara zafer kazanılmış gibi yansıtılıyordu. SAVAŞ FELAKETTİR Aysu Erinç aile tarihini yazmanın yanında bir belge de bırakmıştır yarına. II. Paylaşım Savaşı günlerinde sığınak, açlık, kıtlık, bombardıman ve işgal İşgalle yaşanan tecavüz ve kıyımlar insanlığın ayıbıdır. Elbette bunlar normal bir dönemde yaşanacak türden şeyler değil. Açlıktan karnına tuğla bastırmak ya da açlığı unutmak için sinemaya gitmek gibi çarpıcı bölümler kitabı ilginç kılan yönlerden sadece birisi. İşgal kuvvetleri de karne ve kupon sistemini uyguluyorlardı ama beş yıllık savaş, yiyecek stoklarını tüketmişti. Biraz da aç kalsın yenilenler! Açlığımızı unutalım diye annem bize para verip sinemaya gönderirdi. Karnına tuğla bastırmaktan iyidir (s.167) TÜRKİYE VE İSTANBUL Aile savaş günlerini geride bırakıp Türkiyeye dönüyor. Yazar, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi duruma Tek Parti günlerinden başlayarak DPnin kuruluşuna, CHPden Çiftçiyi topraklandırma yasası na karşı çıkan büyük toprak sahiplerinin kopuşuna da değinmiş. Kimi değerlendirmeler de yapmış. O yıllarda da II. Paylaşım Savaşının etkisi yaşanmaktadır:Karneyle yaşam, kıtlık, karaborsa, muhalifleri sindirme Bu arada yeni savaş zenginleri türemiştir. Savaş içindeki ekonomik güçlükler bir harp zengini sınıfının ortaya çıkmasına yol açtı. Öncelikle ellerindeki tahıl stoklarının devlete çok yüksek fiyatlarla satarak çok zengin olan bir hacıağa sınıfı türedi. (s.181) İstanbul yapıtın son bölümlerinde önemli bir yer tutar. Ağırlık Çamlıca Kız Lisesi ve yazarın arkadaşları olsa da kentle ilgili dönemin yaşantısından tatlar buluyoruz. Aysu Erinçin anılarından oluşan Çocukluğumun Öyküsü adlı yapıt fotoğraflarla desteklenmiş roman tadında okunabilecek türeden. Rusya, Almanya ve Türkiye gibi ülkelerin bir döneminin önemli günlerinin tanıklığını okumak isteyenlere önerilir. Aysu Erinç, Çocukluğumun Öyküsü (anı), Everest Yayınları, I.Basım: Nisan 2009-İstanbul
mustafa aslan’ın varayım gideyim urumeli’ne ile ilgili yazıları

VARAYIM GİDEYİM URUMELİNE
Mustafa İsen, Balkanlardaki Türk Edebiyatı konusunda en yetkin kişilerden Bir süre Belgrad Üniversitesinde konuk öğretim üyesi olarak da çalışmış. Ailesi Balkanlardan Türkiyeye göçmüş. Belki de tarihsel kökleri Mustafa İseni Balkanlardaki Türk Edebiyatı ile ilgilenmeye zorlamış herhalde diye düşünüyorum. İyi de olmuş
XVI yüzyılda Balkanlardaki sanatçıların Osmanlı edebiyat kadrosunun üçte birini oluşturduğunu belirten Mustafa İsenin yapıtında yer alan makaleler şunlar: Balkanlarda Türk Edebiyatı, Osmanlı Kültür Coğrafyasına Bakış, Osmanlılarda Şehir ve Kültür, Akıncılığın Türk Kültür ve Edebiyatına Katkıları, Bulgaristan Doğumlu Divan Şairleri, Kültür tarihimizde Üsküp ve Üsküplü Divan Şairleri, Edebiyat Tarihi Açısından Priştine ve Bu Şehir Doğumlu Divan Şairleri, Edebiyat Tarihinde Manastır, Çağdaş Prizren Şairleri, Yugoslavyada Türkoloji Çalışmaları, Yugoslavyada Türk Edebiyatı, Yugoslavyada Türk Çocuk Edebiyatı, Yugoslavya Türk Şiiri Antolojisi, Yugoslavyada Türk Dili ve Sorunları, Bosnada Türk Edebiyatı, Bosna Hersekteki Türkoloji araştırmalarına Yeni Bir Katkı:Pregled Knijevnog Stvaranja Bosansko-Hercegovackih Müslimana Na Turskom Jeziku, Balkan Edebiyatlarını Ülkemize Tanıtan Aydın:Yaşar Nabi Nayır, Sevgili Şehirlerim:Manastır, Nesiminin Rumelili Bir İzleyicisi:usuli, Türk Tarihimizden Portreler:Usuli, Sehi Bey, Dede Korkut Yugoslavyada Ödül Kazandı, Knjiga dede Korkut, Necati Zekeriya ile Baş başa, Balkanlarda Yeni Bir Türkçe Dergi:Bay.
Mustafa İsen, Balkanlardaki Türkçe ve Türk Edebiyatının geçmişini inceliyor. Bir yerde Osmanlı egemenliğine çeşitli tarihlerde geçmesine bağlıyor kimi ülkelerde. Batı Trakya Türk Edebiyatı içinse dört farklı görüş ileri sürüyor.
Çocuk Edebiyatı
Türk Edebiyatının Balkan Boyutunu inceleyen Mustafa İsen, yazınsal türlere göre de bir takım ulamlar yapıyor. Ülkelerin eski ve yeni durumlarını nerden gelip nereye gittiklerini yazar ve yapıt adları ve tarih vererek açıklıyor.
Yazar, Balkanlardaki Türk Çocuk Edebiyatını her Balkan ülkesinde ayrı ayrı incelemekle birlikte Yugoslavya Türk Çocuk Edebiyatına ayrı bir bölüm ayırmış. Ama Batı Trakya Türk Çocuk Edebiyatını da içerik olarak ötekilerden ayırmaktadır.
Balkanlardaki Türk yazarlarının en başarılı olduğu yazınsal tür çocuk edebiyatını görmektedir, her ne kadar roman konusunda önemli bir ad söylemese de. Çünkü önemli bir roman yazarı görememektedir, özellikle çocuklara yönelik edebiyatta birçok ad saymasına karşın her Balkan ülkesinde.
Batı Trakya Türk Edebiyatı
Batı Trakyadaki Türk Edebiyatının zayıflığının nedenlerini belirten Mustafa İsen, Batı Türk Edebiyatını öteki Balkan ülkelerinin kimilerinden izlek ve içerik açısından farklı görmektedir. Yazara göre, sosyalist yönetim altındaki Türkler milli manevi ve azınlık sorunları gibi konularda yapıt ortaya koyamamışlardır. Yunanistanda durum farklıdır. Yunanistan Türk Edebiyatında milli ve manevi konuların işlendiğini görüyoruz.
Batı Trakyada yaşayan Türkler büyük ölçüde kırsal kesimde yaşadıkları için reel köylü sorunları da bölge edebiyatının belli başlı konuları arasındadır. Yunanistanda azınlık sorunları edebiyatın temel konusudur. Oysa sosyalist yönetimler güdümlü bir edebiyata izin verdikleri için böyle konulara girilemez. (s.33)
Balkanlar konusunda yıllardır çalışan Mustafa İsenin görüşleri, saptamaları okumaya değer.
*Mustafa İsen, Varayım Gideyim Urumeline (Türk Edebiyatının Balkan Boyutu) I:Basım:Nisan 2009, Kapı yayınları-İstanbul
mustafa aslan’ın mustafa isen’le ilgili yazıları

VARAYIM GİDEYİM URUMELİNE
Mustafa İsen, Balkanlardaki Türk Edebiyatı konusunda en yetkin kişilerden Bir süre Belgrad Üniversitesinde konuk öğretim üyesi olarak da çalışmış. Ailesi Balkanlardan Türkiyeye göçmüş. Belki de tarihsel kökleri Mustafa İseni Balkanlardaki Türk Edebiyatı ile ilgilenmeye zorlamış herhalde diye düşünüyorum. İyi de olmuş
XVI yüzyılda Balkanlardaki sanatçıların Osmanlı edebiyat kadrosunun üçte birini oluşturduğunu belirten Mustafa İsenin yapıtında yer alan makaleler şunlar: Balkanlarda Türk Edebiyatı, Osmanlı Kültür Coğrafyasına Bakış, Osmanlılarda Şehir ve Kültür, Akıncılığın Türk Kültür ve Edebiyatına Katkıları, Bulgaristan Doğumlu Divan Şairleri, Kültür tarihimizde Üsküp ve Üsküplü Divan Şairleri, Edebiyat Tarihi Açısından Priştine ve Bu Şehir Doğumlu Divan Şairleri, Edebiyat Tarihinde Manastır, Çağdaş Prizren Şairleri, Yugoslavyada Türkoloji Çalışmaları, Yugoslavyada Türk Edebiyatı, Yugoslavyada Türk Çocuk Edebiyatı, Yugoslavya Türk Şiiri Antolojisi, Yugoslavyada Türk Dili ve Sorunları, Bosnada Türk Edebiyatı, Bosna Hersekteki Türkoloji araştırmalarına Yeni Bir Katkı:Pregled Knijevnog Stvaranja Bosansko-Hercegovackih Müslimana Na Turskom Jeziku, Balkan Edebiyatlarını Ülkemize Tanıtan Aydın:Yaşar Nabi Nayır, Sevgili Şehirlerim:Manastır, Nesiminin Rumelili Bir İzleyicisi:usuli, Türk Tarihimizden Portreler:Usuli, Sehi Bey, Dede Korkut Yugoslavyada Ödül Kazandı, Knjiga dede Korkut, Necati Zekeriya ile Baş başa, Balkanlarda Yeni Bir Türkçe Dergi:Bay.
Mustafa İsen, Balkanlardaki Türkçe ve Türk Edebiyatının geçmişini inceliyor. Bir yerde Osmanlı egemenliğine çeşitli tarihlerde geçmesine bağlıyor kimi ülkelerde. Batı Trakya Türk Edebiyatı içinse dört farklı görüş ileri sürüyor.
Çocuk Edebiyatı
Türk Edebiyatının Balkan Boyutunu inceleyen Mustafa İsen, yazınsal türlere göre de bir takım ulamlar yapıyor. Ülkelerin eski ve yeni durumlarını nerden gelip nereye gittiklerini yazar ve yapıt adları ve tarih vererek açıklıyor.
Yazar, Balkanlardaki Türk Çocuk Edebiyatını her Balkan ülkesinde ayrı ayrı incelemekle birlikte Yugoslavya Türk Çocuk Edebiyatına ayrı bir bölüm ayırmış. Ama Batı Trakya Türk Çocuk Edebiyatını da içerik olarak ötekilerden ayırmaktadır.
Balkanlardaki Türk yazarlarının en başarılı olduğu yazınsal tür çocuk edebiyatını görmektedir, her ne kadar roman konusunda önemli bir ad söylemese de. Çünkü önemli bir roman yazarı görememektedir, özellikle çocuklara yönelik edebiyatta birçok ad saymasına karşın her Balkan ülkesinde.
Batı Trakya Türk Edebiyatı
Batı Trakyadaki Türk Edebiyatının zayıflığının nedenlerini belirten Mustafa İsen, Batı Türk Edebiyatını öteki Balkan ülkelerinin kimilerinden izlek ve içerik açısından farklı görmektedir. Yazara göre, sosyalist yönetim altındaki Türkler milli manevi ve azınlık sorunları gibi konularda yapıt ortaya koyamamışlardır. Yunanistanda durum farklıdır. Yunanistan Türk Edebiyatında milli ve manevi konuların işlendiğini görüyoruz.
Batı Trakyada yaşayan Türkler büyük ölçüde kırsal kesimde yaşadıkları için reel köylü sorunları da bölge edebiyatının belli başlı konuları arasındadır. Yunanistanda azınlık sorunları edebiyatın temel konusudur. Oysa sosyalist yönetimler güdümlü bir edebiyata izin verdikleri için böyle konulara girilemez. (s.33)
Balkanlar konusunda yıllardır çalışan Mustafa İsenin görüşleri, saptamaları okumaya değer.
*Mustafa İsen, Varayım Gideyim Urumeline (Türk Edebiyatının Balkan Boyutu) I:Basım:Nisan 2009, Kapı yayınları-İstanbul
sur erdal öz par mustafa aslan
|
Havada Kar Sesi Var, Erdal Öz öykücülüğünde dikkate alınacak yapıtlardandır. Önemli öykücülerimizden Erdal Özün kaleminden nerden nereye geldiğini gözlemlemenin yanında edebiyatımızın bu alandaki aldığı yolu da görebiliriz. Bu yapıtta yer alan öyküler biçim ve içerik bakımından dikkate değerdir.
YAĞMALANAN KIYILAR
Erdal Öz gözlemlerini yazmamış sadece. Bunlara eleştirel bakmasını da bilmiştir. Çevre sorunlarına, kıyılardaki betonlaşma tehlikesini yıllar öncesinden öyküleştirmiştir. Havada Kar Sesi Var adlı yapıtında yer alan öykülerden Vay Canımda kıyılarımızda yaşayan insanlarımızın topraklarının yok pahasına elinden alınır. Kıyılara köylülerin girişini yasaklanır. Hatta aynı köyden insanlar karşı karşıya gelirler, birbirlerine düşerler. Topraklarını alan(lar) aynı köyden olanları kıyıya sokmaması için, içlerinden kimilerine bekçi olarak iş verir.
Çember sakallının kıyıya, büyük elektrik direğine bağladığı o kurt bozması azgın iki it, efendilerine yaranmak için gün boyu havlar ulur, kumsala dışarıdan kimseyi yanaştırmazlardı. Allahın kıyısı kuldan esirgenir mi be ( ) Hem de kimin malını kimden esirgiyorsunuz? (s.37)
Erdal Öz, kıyılardaki köylülerin toprağının yağmalanmasını belirtmekle kalmıyor, bir süre sonra altın gibi kumu olan sahillerin hızla kirletildiğini de anlatıyor.
Buraların yeni sahiplerinin pislikleriyle, artıklarıyla lekeliydi. Güneş şemsiyeleri, mavili kırmızılı çaputlar gibi yapışıp kalmıştı kumlara Isırılıp atılmış meyve, mısır koçanları; boş bira, gazoz şişeleri; ezik süt kutuları, gazete yırtıkları, naylon oyuncak parçaları (s.52)
ANALARA KIYMAYIN EFENDİLER
Zaman zaman insanlar birbirine düşman edilir, ülkemizde kamlara bölünürler. Bir taraf belirli güçler tarafından korunup kollanarak karşı taraftakilerin üzerine sürülür. Erdal Öz, oğlu aranan bir ananın duygularını anlattığı yapıta adını veren öyküsünde bu durumu anlatmaktadır. Dünya edebiyatının önemli ana tiplerini aratmayacak türden bir kahramandır, Erdal Özünkü: Direngen, savaşımcı ve hak bildiği yolda yürüyen oğluna sonuna kadar destek.
Öyle mahalle karıları gibi bir gün olsun ağlayıp dövünmedim; kimselere yakınmadım. Başım dik gezdim hep. Oğlumun anasıyım, bir yiğidin anasıyım diye gezip dolandım. Kimselerin kapısını çalmadım, kimselerden yardım dilenmedim. Söyle ona yavruma, anan bir kavak ağacı gibi dimdik, de. Yaşlı da olsa bir kavak ağacı gibi dimdik anan, de. (s.22)
Havada Kar Sesi Var adlı öyküde ülkenin genel politik durumu çizilir. Yazar bunu bir tipi anne ve oğlu üzerinden yapar.
Erdal Öz Uçucu Koku ve yer yer Vay Canım da okuru seviyeli bir erotizmin doruklarında gezdirirken yazarın çocukluğundan da izler gördüğümüz Babamdı ve Çocuk adlı öykülerde ise bir çocuğun dünyasını anlatır.
Havada Kar Sesi Var izlek çeşitliliği açısından üzerinde durulması gereken bir yapıt olmakla birlikte öykücülüğümüzün göz ardı edilemeyecek yapıtlarındandır.
* Erdal Öz, Havada Kar Sesi Var, Can Yayınları-İstanbul |
mustafa aslan’ın feyza hepçilingirler’le ilgili yazıları

Fotoğraf:Kadir İncesu
KIRMIZI KARANFİL NE RENK SOLAR?
Feyza Hepçilingirler edebiyat ve kültür alanlarında yapıtlarıyla tanıdığımız birisi. O, çocuk edebiyatından, öykü, roman ve dil üzerine yapıtlar ortaya koymuştur.
Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar? kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı bir kadının olağanüstü bir dönemde verdiği olağanüstü savaşımının romanıdır. Bu yanıyla yazar-anlatıcı kahraman-yazar benzeşmesi vardır. Yazarın yaşamıyla anlatıcı ve kahramanınınkini karşılaştırdığımızda büyük ölçüde benzeştiğini görüyoruz.
12 EYLÜL FAŞİZMİ
Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar? 12 Eylül faşizmini anlatan sayılı yapıtlardandır, bana göre. Hepçilingirlerin aynı dönemi anlatanlardan farklılığı düşünen beyinler üzerindeki baskıyı, kırımı yok etmeyi dile getiriyor. Bunlara karşı hukuk mücadelesi veren ve kazanan kahramanımız umut aşılıyor okura.
Kahramanımız annesini kardeşinin (O da Almanyaya sığınmacı olur) doğumu sırasında yitiren, zorluklar içerisinde babaannesinin yanında okuyor. Zorluklar içerisinde bitirdiği okullardan sonra İzmirdeki bir üniversitede evli ve iki çocuklu öğretmendir. 12 Eylül darbesiyle öğrencilerinin birinin ihbarıyla derslerinin içeriği nedeniyle Trabzondaki Fatih Eğitim Fakültesine sürülür. Ama tek neden bu değildir. Atatürkün kurduğu önemli kurumlardan biri olan Türk Dil Kurumunun yapısıyla oynanmasının yanlışlığını vurgulayan sert bir konuşma yapar, Ankarada Milli Eğitim düzenlenen bir toplantıda. Ardından bu kurum kapatılır ve
KADIN VE ANNE OLMAK
Kahramanımız bir yanıyla sürgüne karşı hukuk mücadelesi verirken, bir yandan da bir kadın ve anne olarak da savaşım verir. Çünkü onun binbir zorlukla elde ettiği öğretmenliği bırakıp evinin kadını olması istenmektedir. Hemcinslerinin bile dillendirdiği kadının çalışmaması gerektiği düşüncesine edimleriyle karşı çıkıyor. Kahramanımız hem hemcinslerine karşı, hem de karşı cinslerine karşı bir savaşım verir. Evinin kadını olma rolünü benimseyen çoğu kadın (Başta kaynanası olmak üzere) onun çocuklarını İzmirde bırakıp sürüldüğü Trabzona gitmek yerine istifa edip çocuklarının yanında kalmasını uygun görmektedir. Yazar bunu yaparken feminist kolacılığa kaçmıyor. Yeri gediğinde kadınların zor duruma düşürdüğü erkeklerden de söz eder.
EĞİTİM
Feyza Hepçilingirler geriye dönüşlerle anlattığı romanında eğitim konusunda da bilgi vermektedir. Özellikle iyi bir yöneticinin, öğretmenin, öğrencinin kısacası eğitimin nasıl olması gerektiği konularında.Eğitim kurumlarının nasıl olması gerektiği konusunu olumsuz tipleri göstererek yapar bu işi. Genellikle de 12 Eylül 1980 sonrası olduğu için olumsuz örneklerdir, bunlar.
KARADENİZ VE TRABZON
Romanın ağırlıklı uzamı Trabzondur, her ne kadar başlangıç yeri İzmir olsa da. Yazar genel Karadeniz özelliklerinden Trabzon özeline iniyor. Doğa ve kent yaşamına ilişkin anlattıklarını bölgenin öteki kentleriyle de ilişkilendirerek veriyor.
Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar ? bir döneme ışık tutan dil, anlatım ve kurgusuyla iyi bir roman. Hem dönemi merak edenlere hem de iyi bir roman okumak isteyenlere önerilir.
*Feyza Hepçilingirler, Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar ? 5. Basım:Nisan 2009, Everest Yayınları-İstanbul
sur feyza hepçilingirler par mustafa aslan

Fotoğraf:Kadir İncesu
KIRMIZI KARANFİL NE RENK SOLAR?
Feyza Hepçilingirler edebiyat ve kültür alanlarında yapıtlarıyla tanıdığımız birisi. O, çocuk edebiyatından, öykü, roman ve dil üzerine yapıtlar ortaya koymuştur.
Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar? kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı bir kadının olağanüstü bir dönemde verdiği olağanüstü savaşımının romanıdır. Bu yanıyla yazar-anlatıcı kahraman-yazar benzeşmesi vardır. Yazarın yaşamıyla anlatıcı ve kahramanınınkini karşılaştırdığımızda büyük ölçüde benzeştiğini görüyoruz.
12 EYLÜL FAŞİZMİ
Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar? 12 Eylül faşizmini anlatan sayılı yapıtlardandır, bana göre. Hepçilingirlerin aynı dönemi anlatanlardan farklılığı düşünen beyinler üzerindeki baskıyı, kırımı yok etmeyi dile getiriyor. Bunlara karşı hukuk mücadelesi veren ve kazanan kahramanımız umut aşılıyor okura.
Kahramanımız annesini kardeşinin (O da Almanyaya sığınmacı olur) doğumu sırasında yitiren, zorluklar içerisinde babaannesinin yanında okuyor. Zorluklar içerisinde bitirdiği okullardan sonra İzmirdeki bir üniversitede evli ve iki çocuklu öğretmendir. 12 Eylül darbesiyle öğrencilerinin birinin ihbarıyla derslerinin içeriği nedeniyle Trabzondaki Fatih Eğitim Fakültesine sürülür. Ama tek neden bu değildir. Atatürkün kurduğu önemli kurumlardan biri olan Türk Dil Kurumunun yapısıyla oynanmasının yanlışlığını vurgulayan sert bir konuşma yapar, Ankarada Milli Eğitim düzenlenen bir toplantıda. Ardından bu kurum kapatılır ve
KADIN VE ANNE OLMAK
Kahramanımız bir yanıyla sürgüne karşı hukuk mücadelesi verirken, bir yandan da bir kadın ve anne olarak da savaşım verir. Çünkü onun binbir zorlukla elde ettiği öğretmenliği bırakıp evinin kadını olması istenmektedir. Hemcinslerinin bile dillendirdiği kadının çalışmaması gerektiği düşüncesine edimleriyle karşı çıkıyor. Kahramanımız hem hemcinslerine karşı, hem de karşı cinslerine karşı bir savaşım verir. Evinin kadını olma rolünü benimseyen çoğu kadın (Başta kaynanası olmak üzere) onun çocuklarını İzmirde bırakıp sürüldüğü Trabzona gitmek yerine istifa edip çocuklarının yanında kalmasını uygun görmektedir. Yazar bunu yaparken feminist kolacılığa kaçmıyor. Yeri gediğinde kadınların zor duruma düşürdüğü erkeklerden de söz eder.
EĞİTİM
Feyza Hepçilingirler geriye dönüşlerle anlattığı romanında eğitim konusunda da bilgi vermektedir. Özellikle iyi bir yöneticinin, öğretmenin, öğrencinin kısacası eğitimin nasıl olması gerektiği konularında.Eğitim kurumlarının nasıl olması gerektiği konusunu olumsuz tipleri göstererek yapar bu işi. Genellikle de 12 Eylül 1980 sonrası olduğu için olumsuz örneklerdir, bunlar.
KARADENİZ VE TRABZON
Romanın ağırlıklı uzamı Trabzondur, her ne kadar başlangıç yeri İzmir olsa da. Yazar genel Karadeniz özelliklerinden Trabzon özeline iniyor. Doğa ve kent yaşamına ilişkin anlattıklarını bölgenin öteki kentleriyle de ilişkilendirerek veriyor.
Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar ? bir döneme ışık tutan dil, anlatım ve kurgusuyla iyi bir roman. Hem dönemi merak edenlere hem de iyi bir roman okumak isteyenlere önerilir.
*Feyza Hepçilingirler, Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar ? 5. Basım:Nisan 2009, Everest Yayınları-İstanbul
mustafa aslan’ın tutiname ile ilgili yazıları

TUTİNAME
Dünya kültürüne önemli bir katkı sayabileceğimiz Sanskritçe aslı Sukasaptati olan (Çakasaptati) Tutiname Behçet Necatigilin özenli Türkçe çevirisiyle Can Yayınları arasında çıktı.
ÖZENLİ BİR ÇALIŞMA
Yapıta Hilmi Yavuzun sunuş ve Necatigilin Tutinamenin çeviri serüvenini anlattığı Tutiname üzerine yazıları okuyucuya bir anahtar niteliğinde. Hilmi Yavuz, Necatigilin Tutinameyi 1890 tarihli Osmanlıca baskısından sadeleştirerek günümüz Türkçesine aktardığını belirtiyor.
Necatigilin ne kadar titiz ve özenli ve dikkatli bir çevirmen olduğunu belirtmeye gerek yok. Hoca Tutiname üzerine ayrıntılı bir çalışma yapmakla yetinmemiş, kendi deyişiyle ilmi bir araştırma yapmayı düşünüyor (s. 11)
Konusu kısaca şöyle Tutinamenin: Said adındaki tacir, akıllı bir papağan satın alır. Bir gün papağandan karısına göz kulak olmasını isteyerek iş gezisine çıkar, adam. Kocası gittikten bir süre sonra Mah-ı Şeker bir aşık bulur. Papağan kadını aşığına gitmesini engellemek için her gece hikâyeler anlatır. Otuz gece, kocası gelinceye kadar masallar anlatır. Sonunda adam gelir ve papağana yaptıklarına karşılık özgürlüğünü verir.
Tuti böyle deyip karı koca arasındaki muhabbeti yeniden pekiştirdi. Hace Said de sözünde durup, seher vakti, bilge tutiyi azad etti. (s.308)
BİNBİR GECE MASALLARI VE DECAMERONDAN TUTİNAMEYE
Tıpkı Kelile ve Dimne gibi aslı Sanskritçe olan Tutiname, Binbir Gece Masalları biçiminde yazılmış bir yapıt. Yüz öyküden oluşan Boccaccionun Decameron ile de benzer ve ayrı yönleri vardır. Tutinamede tek bir anlatıcı varken yedi genç kadınla üç genç erkeğin cumartesi ve Pazar günleri dışında öğleden sonra her birinin bir öykü anlattığı Decameronda ise her günü bir kral ya da kraliçe yönetir. Birçok ilginç metni içinde barındıran kitabın ad sahibi bir papağan yani Tuti. O, anlatıcılık görevinin yanında kahramanlardan biridir aynı zamanda. Oysa Decameron da hikaye anlatıcısının sayısı birden fazladır. Boccaccionun on günde anlatılan oluşan yapıtı Tutinameden izlek açısından da kimi yönlerden farklılıklar göstermektedir.
Tuti usta bir anlatıcı. Masal anlatıcısı ama aynı zamanda da bir gerilim ustası. Çünkü sabaha kadar hanımına dinletmesi, onu oyalaması için gerekliydi, bu. Başlanılan hikaye her zaman ikinci, üçüncü hikaye bağlantı kuruluyor. Her hikaye bir öncekini tamamlayıcı niteliktedir.
Onu oyalaması gerekmektedir, hem de hiçbir zorlamada bulunmadan. Masallara olağanüstü öğelerin de katıldığı yapıtın her öyküsü mutlaka bir ders verme ereğinde. Bu güçlerin olması masalların kendi yapılarından kaynaklanmaktadır. Yerine göre merak duygusunu kamçılamaya yarayan olağanüstü öğeler yerine göre de çözüme katkı sunmaktadır.
AHLAK, FELSEFE VE
Tutiname bir ahlak öğretileri içeren öykülerin toplumsal yaşamın yollarını çiziyor felsefi temellerini de göz ardı etmeyerek. Her masalın anlatılmasına/başlamasına neden olan sözün içini açıp baktığımızda toplumsal yaşama ilişkin sosyolojik görüşler bulmanın yanında insanı ve dünyayı anlamaya yönelik düşüncelerle de karşılaşıyoruz.
Behçet Necatigilin özenli ve çeşitli çevirileriyle karşılaştırılarak yapılan Türkçeleştirme çabası övgüye değer. Yapıt her haliyle bir şairin elinden çıktığını belli ediyor.
*Tutiname, Türkçeleştiren Behçet Necatigil, I.basım: Nisan 2009- Can Yayınları, İstanbul

Articles