blogdemustafa


bir akşam alacası - mustafa aslan

BİR AKŞAM ALACASI

Selim İleri’nin yakın dönemimizi anlattığı politik romanlarından birisidir, “Bir Akşam Alacası.” Pozitivizmin ülkemizdeki temsilcilerinin dünden bugüne uzantıları siyaset, edebiyat ve mimari bağlamında irdeleniyor. Yapıt, 12 Eylül darbesine giden günleri kişiler ve olaylar üzerinden veriyor.

Darbeye koşar adım

Solun parçalanmışlığı (Solun bölünmesi ve bireysel terörün artması), II. (Paylaşım) Dünya Savaşı’ndan bu yana Türkiye’de faşizmin artan bir hızla yükselmesi… Yazar, romanda faşizm tehlikesinden aralıksız söz ediyor.

“Bir Akşam Alacası”nda birçok çatışma bir arada bütünü oluşturma açısından verilmiştir. Sağ- sol, Doğu- Batı çatışması değil, tamamlayıcı öğeler olarak da gösteriliyor. Örneğin, Dede Efendi ile Wagner’i hangi noktada birleştirebiliriz? Bütün alanlarda herkes bir araya gelinmeli iletisi çok açıktır; bölünmüşlük çöküşe götürür. Yapıtta, sağ ve sol cinayet şebekelerinin her gün işledikleri cinayetlerle ülke kan gölüne dönmüştür. Bunun

Ülkede siyasal cinayetlerin işlendiği karanlık bir dönem yaşanmaktadır. Yer yer çatışan iki farklı kemsin birbirinden ayırdı olmadığı veriliyor. Birinin kızlara ‘bacı’ olarak bakması ötekinin ‘komünist orospu’ yakıştırmasını bir noktada kahramanların dünyasında sorgulamalar eşliğinde birleştiriyor.

Yazar, darbeyi hazırlayan etkenler arasında siyasilerin sorumluluğunun büyük olduğunu yapıtta birkaç kez belirtiyor. Hem de asıl adlarını vermese de okurun kolayca çıkarabileceği siyasi parti adları ve liderleri. Sağ- sol demeden nasıl bir sorumsuzluk içinde olduklarını, Genelkurmay başkanın uyarıldıklarını da okuyoruz, Bir Akşam Alacası’nda.

“Baskı ve yıldırı ortamı, sağın ve solun cinayet şebekeleri, kaba güç gösterilerinin her türlüsü yanı başlarındaydı. Sosyal Demokrat partinin muhalefetiyse açıkça solun bölünmesini destekliyordu.(…) Güvercinli eski başbakan, parti içindeki muhalefeti bastırmayı birincil görev edinmişti. Herkes bu meselede karısının başoyuncu kesildiğini fısıldaşıyordu.” (s. 269)

Aydın

Selim İleri, bu yapıtında da aydın üzerine düşünce üretmiş, kahramanları aracılığıyla. Romanda “sömürge aydını”ndan, aydın bakışının tedirgin edişinden söz edildiği gibi aydınımızın içler acısı durumu ve kötü gidişten sorumluluğu da anımsatılıyor.

İstanbul ve Boğaziçi

Uzam olarak İstanbul’un alındığı zaman zaman Akdeniz’e de uzanılıyor romanda. Ama Akdeniz belirleyici bir uzam olmaktan çok kişilerin psikolojisini açıklayıcı oluyor zaman zaman. Elbette İstanbul’u da kahramanların iç dünyasının da üstesinde açıklamada işinin üstesinden geldiğini söylemek yalan olmaz.
İstanbul’da Boğaziçi kalmadığı görüşü dikkat çekicidir. Mimarinin ve çevre düzenlemesinin edebiyatla ta başı gittiği yapıtta göz önünde bulundurulması gerekiyor.”Boğaziçi kimselerin okumadığı bir iki yazarımızın yapıtlarında kaldı bir tek” (s.91) şey değildir.

“Bir Akşam Alacası,” Selim İleri’nin sanat sorunlarına da değinen ve yakın tarihimizi anlatan bir politik roman. Kendimizden ve ülkemizden çok şey bulabileceğimiz bir yapıt.

*Selim İleri, Bir Akşam Alacası,5. Basım: Ocak 2010, Everest Yayınları-İstanbul

http://yazarmustafaaslang.tr.gg




mustafa aslan’ın selim ileri ile ilgili yazıları-3

Yaşarken Ve Ölürken

YAŞARKEN VE ÖLÜRKEN

 

Selim İleri, ülkemizin 12 Eylül darbesi öncesini anlattığı politik bir roman, “Yaşarken ve Ölürken.” Yapıt, politik ağırlık taşımasına karşın insanın iç dünyasına da yolculuğa çıkarıyor okuru.

 

Estetik ve yaşam

 

Selim İleri’nin “Yaşarken ve Ölürken” adlı romanındaki önemli kahramanları sanatçılardan oluşmakta. Yapıtın anlatıcısı ve asıl kahramanı estetik kaygıları ön planda olan birisi.  Yapıt üzerinde güzellik tartışmaları yapılırken gösterilmek istenen yaşam içindekinin göz ardı edilmesidir. Yaşamı anlamlandırmanın arayışıdır, sanattan bir ayırdı olmayan.

 

Estetik konularının irdelendiği yapıtın günlük yaşamdaki güzeli yakalama kaygısı göze çarpmaktadır. Yapıtlar, yazarlar/ressamlar ve günlük yaşamın güzellik sorunları masaya yatırılmaktadır. Romandaki kahramanların anlattıklarından farklı farklı kimlikte karşımıza çıkan aynı kahramanların durumları bir olay karşısındaki değişik görüşlerin sergilenmesini gösteriyor.

 

Terör

 

Selim İleri 12 Eylül darbesi öncesinde yaşanan terör olaylarına değiniyor, “Yaşarken ve Ölürken” de. Sağ sol çatışması yaşanmaktadır, ölümün kol gezdiği ülkede. Sokağa çıkma yağsı yaşamın bir parçasıdır, emanet yaşanılan günlerde. Elbette terör mağdurları da romanda yerini almış.

 

“…Gece yarısını çoktan geçti dediğim gibi. Sokaklar ıssız (sokağa çıkma yasağı kondu zorunlulukla); kimileyin serseri bir köpek havlıyor. Pencereyi açıp baktığımda, evlerin tek tük ışıklarını görüyorum, perdeleri hep çekik.” (s.284)

 

Sol ve aydın eleştirisi

 

“Hepimiz çıkarlarımıza dokunulmadığı sürece toplumcuyuz,” solcu aydınların kendi toplumlarını iyi tanımadığı görüşü ve yoğun bir sol ve aydın eleştirisi dikkati çeken yönlerinden birisidir, “Yaşarken ve Ölürken”in. sol bir parti modelinden hareketle sol “aydın”ların açmazlarını Marks ve Engels’den umar bekler gösterilmektedir. Kimi yazarların Marksist olduklarını savladıkları halde yazdıklarının özdekçilikle ilgisi olmadığını belirtiliyor, ‘Marksist Şair’ tiplemesiyle. Romanda örneklenen bu tipler sayesinde edebiyatın mekanikleştiği belirtiliyor.

 

Solcu gençlerin parti ve örgütlerin içindeki yaşananları yapıtın iyi kurgulanmasından kaynaklanan olanaklarla karşılaştırmalar yapmaktadır.  Sol bir partinin kurma çalışmalarını yapan birisi olarak karşımıza çıkan Sefa Akdağ’ın ise ereği çok farklıdır. Kurmayı düşündüğü sol parti sayesinde bireysel kazanımlar elde etme amacındadır.

 

“Yaşarken ve Ölürken” siyasal gönderileri ağırlıkta olan bir roman. Gönderilerin yaşam ve sanatı güzellik noktasında katı kurallar dışında buluşturmaya çalışan bir yapıt.

 

Selim İleri, Yaşarken ve Ölürken,  5. Basım Kasım: 2009, Everest Yayınları-İstanbul

http://yazarmustafaaslang.tr.gg


mustafa aslan’ın yaşarken ve ölürken’le ilgili yazıları

Yaşarken Ve Ölürken

YAŞARKEN VE ÖLÜRKEN

 

Selim İleri, ülkemizin 12 Eylül darbesi öncesini anlattığı politik bir roman, “Yaşarken ve Ölürken.” Yapıt, politik ağırlık taşımasına karşın insanın iç dünyasına da yolculuğa çıkarıyor okuru.

 

Estetik ve yaşam

 

Selim İleri’nin “Yaşarken ve Ölürken” adlı romanındaki önemli kahramanları sanatçılardan oluşmakta. Yapıtın anlatıcısı ve asıl kahramanı estetik kaygıları ön planda olan birisi.  Yapıt üzerinde güzellik tartışmaları yapılırken gösterilmek istenen yaşam içindekinin göz ardı edilmesidir. Yaşamı anlamlandırmanın arayışıdır, sanattan bir ayırdı olmayan.

 

Estetik konularının irdelendiği yapıtın günlük yaşamdaki güzeli yakalama kaygısı göze çarpmaktadır. Yapıtlar, yazarlar/ressamlar ve günlük yaşamın güzellik sorunları masaya yatırılmaktadır. Romandaki kahramanların anlattıklarından farklı farklı kimlikte karşımıza çıkan aynı kahramanların durumları bir olay karşısındaki değişik görüşlerin sergilenmesini gösteriyor.

 

Terör

 

Selim İleri 12 Eylül darbesi öncesinde yaşanan terör olaylarına değiniyor, “Yaşarken ve Ölürken” de. Sağ sol çatışması yaşanmaktadır, ölümün kol gezdiği ülkede. Sokağa çıkma yağsı yaşamın bir parçasıdır, emanet yaşanılan günlerde. Elbette terör mağdurları da romanda yerini almış.

 

“…Gece yarısını çoktan geçti dediğim gibi. Sokaklar ıssız (sokağa çıkma yasağı kondu zorunlulukla); kimileyin serseri bir köpek havlıyor. Pencereyi açıp baktığımda, evlerin tek tük ışıklarını görüyorum, perdeleri hep çekik.” (s.284)

 

Sol ve aydın eleştirisi

 

“Hepimiz çıkarlarımıza dokunulmadığı sürece toplumcuyuz,” solcu aydınların kendi toplumlarını iyi tanımadığı görüşü ve yoğun bir sol ve aydın eleştirisi dikkati çeken yönlerinden birisidir, “Yaşarken ve Ölürken”in. sol bir parti modelinden hareketle sol “aydın”ların açmazlarını Marks ve Engels’den umar bekler gösterilmektedir. Kimi yazarların Marksist olduklarını savladıkları halde yazdıklarının özdekçilikle ilgisi olmadığını belirtiliyor, ‘Marksist Şair’ tiplemesiyle. Romanda örneklenen bu tipler sayesinde edebiyatın mekanikleştiği belirtiliyor.

 

Solcu gençlerin parti ve örgütlerin içindeki yaşananları yapıtın iyi kurgulanmasından kaynaklanan olanaklarla karşılaştırmalar yapmaktadır.  Sol bir partinin kurma çalışmalarını yapan birisi olarak karşımıza çıkan Sefa Akdağ’ın ise ereği çok farklıdır. Kurmayı düşündüğü sol parti sayesinde bireysel kazanımlar elde etme amacındadır.

 

“Yaşarken ve Ölürken” siyasal gönderileri ağırlıkta olan bir roman. Gönderilerin yaşam ve sanatı güzellik noktasında katı kurallar dışında buluşturmaya çalışan bir yapıt.

 

Selim İleri, Yaşarken ve Ölürken,  5. Basım Kasım: 2009, Everest Yayınları-İstanbul

http://yazarmustafaaslang.tr.gg


mustafa aslan’ın piri reis’le ilgili yazıları

 

 

 

PİRİ REİS’İN İZİNDE BATIK

 

Meva A. Önyurt’un “Piri Reis’in İzinde Batık” adlı yapıt, çok merak edilen, ama yeni nesillerce çok az bilinen bir kişi üzerinden dünden bugüne uzanan tarihsel bir köprü kurmuş.

 

Yazar-kahraman(lar)-anlatıcı

 

Yazar-kahraman(lar)-anlatıcı arasında benzeşmeler vardır. Bu benzerlikler iki kahraman arasında olduğu kadar yazar-kahraman(lar) ve anlatıcı arasında benzerlikler vardır. Yazar ve anlatıcının aynı kişiler olduğunu hemen belirtmekte bir sakınca görmüyorum. Ayrıca Piri Reis’in akrabası Elif ve divitkar Ziya kılığındaki Afife arasında fiziksel benzerlikler görüyoruz. Çünkü ikisinin de genç olmak gibi ortak özellikleri vardır. Ayrıca her ikisi der Piri Reis’e karşı içlerinde bir hayranlık duymaktadırlar.

 

Piri Reis’in idamı masonlar ve Tapınak Şövalyeleri

 

Meva A. Önyurt’un “Piri Reis’in İzinde Batık” adlı yapıtının değindiği konulardan birisi de I. Haçlı Seferi sonrası Osmanlı Batı ilişkileri ağı içerisinde Tapınak Şövalyeleri. Tapınak Şövalyeleri Haçlı Seferleri’nin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine yeni planlar yapmaya başlar, Osmanlı ile ilgili.

 

Yapıt Piri Reis’in Kanuni Sultan Süleyman tarafından idamını Tapınak şövalyelerine yani masonlarla da ilişkilendirilmektedir. Romanın ilk bölümünde Piri Reis,  Hürmüz Kalesi’nde (İran) tutukludur. Kahramanın ağzından zindanda bulunma nedeni olarak Mısır Valisi Kubat Paşa’nın raporunu ve Tapınak Şövalyeleri’ni gösterir. Piri Reis’in ölümüne yol açan gelişmeleri sağlayan Tapınak Şövalyesi içindeki masonlardır. Hatta bunlar içinde Ermeni olan ama para için Ermenileri bile gözü kırpmadan yok edenler de vardır. Ancak Tapınak Şövalyleri’nin sadece bunlardan birinden oluştuğu söylenemez.

 

Kitab-ı Bahriye

 

Kitab-ı Bahriye yapıtın an izleğidir. Yazar ve anlatıcı ile kimi ortak özellikler taşıyan kahramanımız Elif de, doktora çalışması olarak Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sini seçer. Yapıtın ilerleyen bölümlerinde geriye dönüşlerle Piri Reis’in yaşamından bölümler okuduğumuz sayfalarla birlikte günümüz gözüyle kimi değerlendirmeler de yapılır, ileri geri gidiş gelişler sayesinde.

 

Yapıt, Kitab-ı Bahriye’deki gizleri ve “Kutsal Lahit”i açıklamaya çalışır. Çeşitli inançlarca da kutsal sayılacak bilgilerin peşinde epeyce insan vardır. Filistinlilerin yurt yuva tutmamalarını da bu bilgileri ele geçirmeye bağlar.

 

 

 

 

 

Filistin

 

 

“Kutsal Lahit,” Yavuz Sultan Selim’in kutsal emanetleri bir araya toplama çerçevesinde Piri Reis’ten bulunup getirilmesi isteniyor, romanda. Yazar bunu büyük denizcilerimizden Piri Reis’in ağzından aktarıyor. Ama bu emanet kötü amaçlar için kullanılmaya da uygundur. Bunun için herkesin eline geçmemelidir.

 

 

“Kutsal Lahit” ve Filistin arasında ilişkiler kuruluyor, romanda. Yapıtta, Musa’nın ölümünden sonra topraklarından sürülen Yahudilerin bu sandığı Filistin’de yitirdiklerini yazıyor. Sandığı alan Filistinlilerin iflah olmazlar. Sandığı çölün ortasına bıraktıkları ve İsrailoğullarını almaları için çağırdıkları belirtildikten sonra kitle imha silahı olduğunu savlayanlar olduğu belirtilmektedir. Ayrıca yukarıda söz ettiğim gibi, Filistinlilerin yurt yuva tutmamalarının nedenleri arasında bu bilgileri ele geçirmelerini de gösterir.

 

Kitapta, sözü edilen Peder Alfonso de Guera’nın Seyahatnamesi’nde ise kutsal sandığın Filistin’de olduğunu işaret eder. Bunu da dünyanın en tatlı suyunun bulunduğu derin bir gölü adres olarak gösterir.

 

“… Sandığı koruyan Kerubimler onu dünyanın en tatlı suyu olan derin bir göle gömdüler. Bu göl Filistin’de. Ben oraya kaderimi bulmaya gidiyorum.”(s.279)

 

 

Hurufiler

 

Yapıtta inanç sömürücülerine de yer verilmiş. Hurufi tarikatını yeniden canlandırarak çıkar sağlamaya çalışan birisi olarak karşımıza çıkardığı kahramanı   Şeyh Fadlullah ‘dır. Adı yüzyıllar öncesindeki Hurufi lideriyle birebir çakışmaktadır. İyi eğitim görmüş olmasına karşın okuma yazma bilmiyor görünmek işine gelmektedir. Çünkü sıradan insanları tansıkları olduğuna inandırmak istemektedir. “Kutsal Lahit”i ele geçirip Mehdilik iddasında bulunmayı düşlemektedir. Onun korkusu ise Tapınak Şövalyeleri ve masonların lahit Sandığı kendinden önce bulmalarıdır.

 

“Şeyh Fadlullah’ın amacı ise yüzyıllar öncesinin Hurufi lideri Fadlullah-ı Hurufi’nin sapkın tarikatını tekrar canlandırıp kendine yandaşlar bulmaktı.” (s.142)

 

 

Meva A. Önyurt’un “Piri Reis’in İzinde Batık” adlı romanı günümüz gözüyle geçmişi değerlendirmeye koşut olarak da okuru olayların yaşandığı yıllara götürerek karşılaştırma olanağı sunan bir roman.  “Piri Reis’in İzinde Batık” tarihi roman olmakla birlikte uzantıları günümüze uzanan sorunları da içinde barındıran bir yapıt.

———————————————————————————–

Meva A. Önyurt, Piri Reis’in İzinde Batık, I. Basım: Kasım 2009, Kapı Yayınları -İstanbul

 

http://yazarmustafaaslang.tr.gg

 

 

http://yazarmustafaaslang.tr.gg

MUSTAFA ASLAN

Mustafa Aslan was born Kilis in 1965, Türkiye.

 

He has studied French Language and Literature at the University Cumhuriyet.

He has been awarded literary prizes by the Radio İstanbul and magazin Ses (Voice).

 

He now lives in İstanbul …   where he works as    an writer.

All his works have been puplished by Bengül Editions.

 

He has puplished thirty books for children.




mustafa aslan’ın meva ayşe önyurt’la ilgili yazıları

 

 

 

PİRİ REİS’İN İZİNDE BATIK

 

Meva A. Önyurt’un “Piri Reis’in İzinde Batık” adlı yapıt, çok merak edilen, ama yeni nesillerce çok az bilinen bir kişi üzerinden dünden bugüne uzanan tarihsel bir köprü kurmuş.

 

Yazar-kahraman(lar)-anlatıcı

 

Yazar-kahraman(lar)-anlatıcı arasında benzeşmeler vardır. Bu benzerlikler iki kahraman arasında olduğu kadar yazar-kahraman(lar) ve anlatıcı arasında benzerlikler vardır. Yazar ve anlatıcının aynı kişiler olduğunu hemen belirtmekte bir sakınca görmüyorum. Ayrıca Piri Reis’in akrabası Elif ve divitkar Ziya kılığındaki Afife arasında fiziksel benzerlikler görüyoruz. Çünkü ikisinin de genç olmak gibi ortak özellikleri vardır. Ayrıca her ikisi der Piri Reis’e karşı içlerinde bir hayranlık duymaktadırlar.

 

Piri Reis’in idamı masonlar ve Tapınak Şövalyeleri

 

Meva A. Önyurt’un “Piri Reis’in İzinde Batık” adlı yapıtının değindiği konulardan birisi de I. Haçlı Seferi sonrası Osmanlı Batı ilişkileri ağı içerisinde Tapınak Şövalyeleri. Tapınak Şövalyeleri Haçlı Seferleri’nin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine yeni planlar yapmaya başlar, Osmanlı ile ilgili.

 

Yapıt Piri Reis’in Kanuni Sultan Süleyman tarafından idamını Tapınak şövalyelerine yani masonlarla da ilişkilendirilmektedir. Romanın ilk bölümünde Piri Reis,  Hürmüz Kalesi’nde (İran) tutukludur. Kahramanın ağzından zindanda bulunma nedeni olarak Mısır Valisi Kubat Paşa’nın raporunu ve Tapınak Şövalyeleri’ni gösterir. Piri Reis’in ölümüne yol açan gelişmeleri sağlayan Tapınak Şövalyesi içindeki masonlardır. Hatta bunlar içinde Ermeni olan ama para için Ermenileri bile gözü kırpmadan yok edenler de vardır. Ancak Tapınak Şövalyleri’nin sadece bunlardan birinden oluştuğu söylenemez.

 

Kitab-ı Bahriye

 

Kitab-ı Bahriye yapıtın an izleğidir. Yazar ve anlatıcı ile kimi ortak özellikler taşıyan kahramanımız Elif de, doktora çalışması olarak Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sini seçer. Yapıtın ilerleyen bölümlerinde geriye dönüşlerle Piri Reis’in yaşamından bölümler okuduğumuz sayfalarla birlikte günümüz gözüyle kimi değerlendirmeler de yapılır, ileri geri gidiş gelişler sayesinde.

 

Yapıt, Kitab-ı Bahriye’deki gizleri ve “Kutsal Lahit”i açıklamaya çalışır. Çeşitli inançlarca da kutsal sayılacak bilgilerin peşinde epeyce insan vardır. Filistinlilerin yurt yuva tutmamalarını da bu bilgileri ele geçirmeye bağlar.

 

 

 

 

 

Filistin

 

 

“Kutsal Lahit,” Yavuz Sultan Selim’in kutsal emanetleri bir araya toplama çerçevesinde Piri Reis’ten bulunup getirilmesi isteniyor, romanda. Yazar bunu büyük denizcilerimizden Piri Reis’in ağzından aktarıyor. Ama bu emanet kötü amaçlar için kullanılmaya da uygundur. Bunun için herkesin eline geçmemelidir.

 

 

“Kutsal Lahit” ve Filistin arasında ilişkiler kuruluyor, romanda. Yapıtta, Musa’nın ölümünden sonra topraklarından sürülen Yahudilerin bu sandığı Filistin’de yitirdiklerini yazıyor. Sandığı alan Filistinlilerin iflah olmazlar. Sandığı çölün ortasına bıraktıkları ve İsrailoğullarını almaları için çağırdıkları belirtildikten sonra kitle imha silahı olduğunu savlayanlar olduğu belirtilmektedir. Ayrıca yukarıda söz ettiğim gibi, Filistinlilerin yurt yuva tutmamalarının nedenleri arasında bu bilgileri ele geçirmelerini de gösterir.

 

Kitapta, sözü edilen Peder Alfonso de Guera’nın Seyahatnamesi’nde ise kutsal sandığın Filistin’de olduğunu işaret eder. Bunu da dünyanın en tatlı suyunun bulunduğu derin bir gölü adres olarak gösterir.

 

“… Sandığı koruyan Kerubimler onu dünyanın en tatlı suyu olan derin bir göle gömdüler. Bu göl Filistin’de. Ben oraya kaderimi bulmaya gidiyorum.”(s.279)

 

 

Hurufiler

 

Yapıtta inanç sömürücülerine de yer verilmiş. Hurufi tarikatını yeniden canlandırarak çıkar sağlamaya çalışan birisi olarak karşımıza çıkardığı kahramanı   Şeyh Fadlullah ‘dır. Adı yüzyıllar öncesindeki Hurufi lideriyle birebir çakışmaktadır. İyi eğitim görmüş olmasına karşın okuma yazma bilmiyor görünmek işine gelmektedir. Çünkü sıradan insanları tansıkları olduğuna inandırmak istemektedir. “Kutsal Lahit”i ele geçirip Mehdilik iddasında bulunmayı düşlemektedir. Onun korkusu ise Tapınak Şövalyeleri ve masonların lahit Sandığı kendinden önce bulmalarıdır.

 

“Şeyh Fadlullah’ın amacı ise yüzyıllar öncesinin Hurufi lideri Fadlullah-ı Hurufi’nin sapkın tarikatını tekrar canlandırıp kendine yandaşlar bulmaktı.” (s.142)

 

 

Meva A. Önyurt’un “Piri Reis’in İzinde Batık” adlı romanı günümüz gözüyle geçmişi değerlendirmeye koşut olarak da okuru olayların yaşandığı yıllara götürerek karşılaştırma olanağı sunan bir roman.  “Piri Reis’in İzinde Batık” tarihi roman olmakla birlikte uzantıları günümüze uzanan sorunları da içinde barındıran bir yapıt.

———————————————————————————–

Meva A. Önyurt, Piri Reis’in İzinde Batık, I. Basım: Kasım 2009, Kapı Yayınları -İstanbul

 

http://yazarmustafaaslang.tr.gg

 

 

http://yazarmustafaaslang.tr.gg

MUSTAFA ASLAN

Mustafa Aslan was born Kilis in 1965, Türkiye.

 

He has studied French Language and Literature at the University Cumhuriyet.

He has been awarded literary prizes by the Radio İstanbul and magazin Ses (Voice).

 

He now lives in İstanbul …   where he works as    an writer.

All his works have been puplished by Bengül Editions.

 

He has puplished thirty books for children.


mustafa aslan’ın yarın yokum’la ilgili yazıları

YARIN YOKUM

 

Lee Child’ın yazdığı “Yarın Yokum” adlı roman intihar bombacısı sanılan birinin intiharından hareketle yeryüzünün bugünkü gözbebeği ülkeleri üzerindeki Amerika’nın oyunlarını anlatan bir roman.

Türkiye’de “Delta Force” var mı?

Yapıtın odak noktası bölgemiz ve ülkemizi ilgilendiren konular oluşturmaktadır. Rusya Afganistan’ı işgal eder. Amerika Ruslara karşı Afgan mücahitlerini destekler. Bir müttefik olarak Türkiye’de bulunan Amerika’nın Delta Force ‘a ait güçleri bu yardım müdahale işine karışırlar. Yani yazara göre, Türkiye’de Amerika’nın Delta Gücü (Delta Force) vardır. Bu Amerikan gücü Türkiye üzerinden Afganistan’daki operasyonlara katılırlar.

“Ama Türkiye’deki Delta üsleriyle Umman’daki birlikler arasında dikkat çekici görüşmeler yapıldığı belirlenmişti.” (s.234)

FBI ve CIA ‘nın hünerleri

Yarın Yokum özünde istihbarat örgütlerinin (FBI, CIA…) hünerlerini sergileyen bir yapıt. Amerika’dan Avrupa’ya ardından Kafkaslara Afganistan’a kadar uzanan bir alanda neler yaptığını göstermektedir. Başta telefon dinlemeleri, şantajlar, suikastlar…

“…Polisler ve özel dedektifler tersten işleyen telefon rehberlerine sahiptirler. Numarayı gir ve bir isme, bir adrese ulaş. FBI’ın her tür seçkin veri bankası vardır. Polislerinkine benzer ama daha pahalı. CIA’in büyük ihtimalle kendi telefon şirketi olmalı.” (s.163)

Amerikan operasyonları ve Saddam

Yapıt, Amerika’nın çeşitli ülkelerde operasyonlar ve suikastlar yaptığını belirtiyor. Saddam Hüseyin’i, Bin Ladin’i önce ortaya çıkarıp destekleyip, işine gelmediğinde yok etmek, günümüzde bilinenlerin bir tekrarı olsun diye yazılmamış. Yapıt, bir takım ilişkiler ağı içerisinde veriyor anlattıklarımı.

“… Donald Rumsfeld adlı Amerikalı politikacının Bağdat’ta Iraklı diktatör Saddam Hüseyin’le el sıkışırken çekilmiş 1983 tarihli fotoğrafıydı. Donald Rumsfeld iki kere Savunma Bakanı olmuştu ama bu fotoğraf çekildiğinde, Donald Reagan’ın yolladığı özel başkanlık temsilcisiydi. Bağdat’a Saddam’ın kıçını öpmeye ve sırtını sıvazlamaya ve hediye olarak Amerika’nın sonsuz minnettarlığının sembolü olarak bir çift saf altın mahmuzu vermeye gitmişti.” (s.98)

Afganistan Amerika, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgalinden sonra direniş güçlerine yardım etmenin ötesinde var olmuştur. Amerika elden geldiğince bu varlığını gizlemiştir. Buradaki ilişkiler, İkiz Kuleler’in bombalanmasına giden yolda dikkat çekicidir, yazarın anlattıklarına göre. Çünkü Taliban’ın ve El Kaide’nin büyümesi Sovyetlerin çekilmesiyle olur. Lee Child, Rusların çekilmesiyle Afganlıların bir bölümü Taliban’a bir bölümü ise El Kaide’ye dönüştüğünü roman kalıpları içinde veriyor. “…Ruslar evlerine döndüklerinde, mücahitler keçilerini otlatmaya dönmedi. Tamamen farklı bir yöne ilerlediler. Bir kısmı Taliban’a dönüştü ve geri kalanları El kaide oldu.” (s.384)

Lee Child’in, Yarın Yokum adlı yapıtında katılmadığımız yerler olabilir, ama bölgemizde olanları ve olacakları roman kurgusu içinde anlatabiliyor.

Lee Child, Yarın Yokum, İngilizce aslından çeviren:Zeynep Heyzen Ateş,1.Basım:Ekim 2009, Artemis Yayınları-İstanbul

 http://yazarmustafaaslang.tr.gg


türkülerde gezer adları ile ilgili mustafa aslan’ın yazıları




mustafa aslan’ın keynes’e karşı marks’la ilgili yazıları

Keynes


mustafa aslan’ın vahşi geceler’le ilgili yazıları

 23.12.2009

 

VAHŞİ GECELER 

 

Amerikan Edebiyatı’nın önemli adlarından Joyce Carol Oates’in ünlü yazarların yaşamından ve kimi önemli özelliklerinden hareketle yazdığı öyküleri topladığı yapıtın adı. Oates’in öykülerinde yeniden canlandırdığı yazarlar arasında Poe, Dickinson, Mark Twain, James ve Ernest Hemingway var.

 

Joyce Carol Oates Vahşi gecelerde günümüz dünyasına konuk ettiği yazarları anlatırken onların önemli kişisel ve edebi özelliklerinden yararlanmaktadır. Emily Dickinson’ı anlattığı, sürpriz bir şekilde de sonlanan öyküde fiziksel özelliklerin yanı sıra şairin şiirlerinden de küçük alıntılar da yapmıştır. Yazar aynı yöntemi anlattığı öteki yazarlar içinde yapmıştır. Yapıtlarından yararlanma, onun anlatım özelliklerini öyküsünü yansıtmayı başarıyla uygulamıştır.

Oates, kaleme aldığı yazarların anlatım özellikleri ve yapıtlarından küçük alıntılar dışında da yararlamıştır, ünlü yazarların yapıtlarından. Esin kaynağı olmuştur, onların yazdıkları ve geride bıraktıkları Oates için. Örneğin: ‘Poe’nun Ardından ya da Deniz Feneri’ Edgar Alan Poe’nun 7 Ekim 1849’da Baltimore’da ölümünün ardından bulunan tek sayfalık “Deniz Feneri” adlı el yazmasından esinlenerek yazılmıştır.

 

Yalnızlık 

 

Öyküleştirdiği yazarın yapıtlarından aktarımlar yaptığı gibi Poe’n un anlatıldığı öyküde olduğu gibi mitolojiden oldukça (Medusa, Cyclops…) yararlanmış, yalnızlık çektiği kuledeki yaşamını anlattığı. Yalnızlık duygusu öykünü her tümcesinden öte sözcüğüne kadar sinmiştir.

 

“Zir hala derinlemesine araştırmam gerektiğine inandığım yalnızlığımda nasıl bu kadar huzur bulduğuma hayret etmeyi sürdürüyorum.” (s.12)

 

Geçmiş 

 

Öykülerde, anlatılan yazarların geçmişlerine inilerek davranışın kökenleri geçmişte aranarak yavaş ileriye doğru gidilmektedir. Hemen bütün öykülerinde az veya çok ünlü yazarların geçmişlerine ilişkin bilgilerle karşılaşıyoruz.

 

Oates ünlü Amerikan yazarlarının yaşamının son günlerini anlatırken geçmişlerini de bir arkeolog titizliğiyle çalışarak kaleme almış. Örneğin, Hemingway’ın özellikle babasıyla ilgili bilgiler öykünün gidişatını belirlemede yön verici durumundadır. Bu sayede Hemingway’ın geçmişi verilirken öykünün psikolojik temellendirilmesini de yapmaktadır, Joyce Carol Oates.

 

“Babasının kendisini öldürmesinden bile önce, henüz yirmili yaşlarının sonlarında genç bir adamken, kendisine hayran olanların gözünde de bir Babaydı o. Neden böyle olmuştu? Neden kendi hayatını hızlandırmayı istemiş gibi bir hali vardı? Hiçbir fikri yoktu. Baba olmak onu zehirliyordu. (s. 197)

 

Vahşi Geceler usta yazar Joyce Carol Oates’in Amerikan Edebiyatı’nın değil, dünya edebiyatına damgasını vurmuş usta yazarları (Poe, Dickinson, Mark Twain, James ve Ernest Hemingway) anlattığı öyküler toplamından oluşan bir yapıt.

 

*Joyce Carol Oates, Vahşi Geceler, Çeviren:Zeynep Çiftçi Kanburoğlu, I.Basım:Aralık 2009, Everest Yayınları-İstanbul

http://yazarmustafaaslang.tr.gg  


mustafa aslan’ın ayşe kulin’le ilgili yazıları

                                         TEK VE TEK BAŞINA TÜRKAN

 

Ayşe Kulin, Türkan Saylan’ın yaşamını arkadaş mektuplarıyla da destekleyerek kaleme almış. Yapıt,  “Tek ve Tek Başına Türkan”  adıyla Everest Yayınlarınca yayımlandı.

 

Türkan Saylan

 

Türkan Saylan, gerek bilim insanı olarak gerekse bir anne olarak hep mücadelenin içinde olmuştur. Farklı kesimlerin değerlendirmeleri de, onunla ilgili birbirini tutmamıştır. Ama o Ayşe Kulin’in kaleme aldığı anılarında kendini şöyle anlatır:

 

“… Çünkü ben, gavur, Kürtçü, komünist veya darbeci değilim. Ben sadece, yüreği insan sevgisiyle dolu bir hekimim. Ülkemi, insan haklarına ve hukuka saygılı, demokrasiye inanan hükümetlerin idare etmesini isteyen bir vatanseverim.” (s.330)

 

Kadın

 

Ayşe Kulin, Türkan Saylan’ı yaşamını anlattığı yapıtında kadınlarımızın durumunu da ortaya koymuştur.  Anlatıcı Saylan kendi yaşamından ve kadın hastalarıyla ilgili anlattıkları, bu konuda bizi bilgilendirmektedir.

 

Hastaları üzerinden edindiğimiz bilgilere göre, kırsal kesimin kadınları edilgin erkeğin iki dudağının arasından çıkacak söze bağlı yaşamı. Saylan’ın yaşamından ise kadınların kimi erkeklerce hep mutfağın içine tıkılmaya çalışıldığını göstermiştir.

 

 

Cüzzam ve Kardelenler

 

Saylan’ın Türkiye’de cüzam ve cüzamlılar için verdiği savaşımı, sağlıkla ilgili sorunlarla birlikte okuyoruz. O, ilk kez 1986 yılında “Cüzzamla Savaş Derneği” ni kurar.  Ve Türkiye’de cüzamın belini kırar, özverili çalışmalarıyla.

 

Saylan’ı Kardelenler yani kız çocuklarının okutulması konusuna iten nedenlerden birisi de cüzam çalışmaları sırasında karşılaştığı görünümdür. Doğu ve Güneydoğu’da kızların okutulmayıp çok küçük yaşta başlık parası için kocaya verildiğini görünce bir çözüm yolu bulmak gerektiğini düşünür. Ardından bu illerimizdeki kız çocuklarının okutulması için de  çalışmaya başlar.

 

 

Bahçesaray, Çaldıran ve toprak reformu

 

Ayşe Kulin, Van’ın Bahçesaray ve Çaldıran ilçeleriyle ilgili bilgiler vermektedir. Cüzam taraması için gittikleri bu yörede gördüklerini aktarıyor.

 

“Bahçesaray/Müküs, iyi bir ressam tarafından, yeşilin her tonu kullanılarak çizilmiş, bir natürmort resim gibiydi.” (s.272)

 

Bahçesaray ve Çaldıran’ı doğal güzellikleri açısından beğenmektedir. İki ilçe arasında bir karşılaştırma yapmaktadır. Bu karşılaştırmada Çaldıran’ı sosyal yapı yönünden Bahçesaray’a göre farklı bulmaktadır.

“Çaldıran, hepimizin tahminin aksine, Bahçesaray’a göre çok gelişmiş ve muntazam bir bölgeydi. Deprem sonrası yapılan sağlık ocakları Bahçesaray’dakiyle ölçülemeyecek kadar modern ve donanımlıydı!” (s.278)

 

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun sosyo-ekonomik yapısıyla ilgili bilgilere de rastlıyoruz, “Tek ve Tek Başına Türkan” adlı yapıtında Ayşe Kulin’in. Toprak ağalarının egemenliğinin doğaya bile sindiğini belirten Saylan, bölgedeki toprak sorunun tarihsel geçmişiyle birlikte vermektedir.

 

“… Ağadan izin alınmaksızın yağmur yağmaz, rüzgar esmez, kimse köyü terk etmez, evlenmez, boşanmaz, askere gitmez desem yeridir.” (s.272)

 

Bugün yaşanan sorunların altında ağa-şıh ikilisinin egemenliğinde olabileceğini ileri sürmektedir. Sadece oy deposu olarak bu bölgeye bakan ve ağalara da bunun için gözünü kapatıp toprak reformunu yapmamıştır. Toprak reformu yapacak hükümetlere de tekmil ağalar karşı çıkmıştır. Hatta Tek Parti döneminde bile toprak reformu yapılamamıştır. Ağaların Cumhuriyet yönetimine uyumunu bu bağlamda açıklar.

 

“…cumhuriyetin kurulduğu yıllarda, hükümetin hazırladığı toprak reformuna doğuda olsun batıda olsun, ağaların şiddetle karşı çıkmasına çok hayıflanmıştık. Tek parti döneminde bile kotarılamayan bu reformu, artık kimsenin beceremeyeceğini düşünmüştük.” (s.274)

 

Ayşe Kulin’in “Tek ve Tek Başına Türkan” adlı yapıtı bir insanı, bir kadını bir bilim insanını kendini var etmenin yanında ülkesine de kimi değerleri armağan eden Türkan Saylan için anı/roman biçiminde yazılmış bir yapıt.

 

Ayşe Kulin, Tek ve Tek Başına Türkan, I.Basım Kasım 2009, Everest Yayınları-İstanbul

http://yazarmustafaaslang.tr.gg